Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEBasınSöyleşiler

Söyleşiler

Ömer Erzen   Virgül dergisi 2006

Zehra  İpşiroğlu’yla  son aylarda çıkan üç yeni Kitabı ve yapıcılık üzerine söyleşi

Geçen ay ‘Yapıcılığın Gücü’ (Doğan) Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ (Toroslu) ve ‘Yaratıcı Yazma’(Morpa) adlı kitaplarınız çıktı.

Sanırım  basılması raslantısal olarak aynı döneme denk gelen bu kitaplar farklı çalışmaların ürünü,  gene de ben  aralarında bağlantılar sezinledim.

Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Haklısınız tabii. Bu kitapların her biri ayrı bir türü içeriyor ve farklı

farklı okuyucu kesimine sesleniyor.Ortak yönü  insanın kendini geliştirebileceği

bir yaşam alanı oluşturma doğrultusunda bir arayış diyebiliriz belki.  Türkiye’deki son yirmi yıl içindeki gelişmeleri irdeleyen ‘Yapıcılığın Gücü’nde bu arayışın çok belirgin bir biçimde ortaya  çıktığını düşünüyorum. Ama sanırım diğer kitaplarda da böyle  bir arayış var. ‘Yapıcılığın Gücü’ röportaj kitabı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği  gibi önemli bir sivil kuruluşun başında olan Dr. Türkan Saylan’la yaptığım söyleşilerde  çocuk haklarından kadın haklarına, eğitimden aydının toplumundaki konumuna değin çeşitli  güncel konuları ve sorunları gündeme getiriyorum.

‘Yaratıcı Yazma’ bir çalışma ve malzeme kitabı. Okuma ve yazma yoluyla insanın kendi içindeki yaratıcı gizilgücü çıkarmayı hedefliyor.Yazma becerisini geliştirmek isteyenlere ipuçları veren bir çalışma.

Aziz Nesin’in ‘Şimdiki Çocuklar Harika’adlı mektup romanından  esinlenerek yazdığım mail-roman ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ise çocukların içindeki yapıcı  gizilgücü çocukların bakışıyla çıkaran bir kurmaca bir kitap, farklı kültürel katmanlardan gelen çocukların birbirleriyle ve yetişkinlerle olan ilişkisini irdeliyor.

 

Yıllardır üniversitedesiniz, uzun yıllar İstanbul’da bir süreden beri de

Almanya’da Essen’de hocalık yapmaktasınız. Bu kitaplarınızın oluşumunda üniversite hocalığının bir payı olabileceğini düşünüyorum. Özellikle de  ‘Yaratıcı Yazma’kitabınız doğrudan yüksek öğretim çerçevesindeki çalışmaların bir uzantısı sanırım. Sizce bu gözlemim doğru mu?

Doğru tabii. ‘Yaratıcı Yazma’ üniversitede yıllardır sürdürdüğüm yaratıcı yazma atölye çalışmalarının bir ürünü.  Bu çalışma yalnız öğrencilerime değil, bana da çok şey kattı.Üniversitede olmasaydım, bu kitabı yazamazdım kuşkusuz

Diğer kitaplarımda da  üniversitede olmamın etkisi vardır belki.

Sonuçta sürekli olarak farklı toplumsal katmanlardan gelen genç insanlarla birlikteyim. Onlarla iletişim, birlikte bir şeyler üretebilme benim için çok önemli ve değerli.  Üniversiteyi de hiç bir zaman bilim için bilim üreten bir fildişi kule olarak algılamıyorum, benim de kendimi  geliştirebileceğim, yenileyebileceğim bir çalışma alanı olarak görüyorum çünkü. Gençler üzerine düşünmeye başladığımda,bir çok sorunun daha çocuk yaşta başladığını görüyorum. Bu da herhalde uzun zamandan beri gerçekleştirmeyi amaçladığım ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ kitabının yazılmasına yol açtı. Ama dış etkenlerin de payı vardı bu kitabın oluşmasında. Kitap dilbilimci arkadaşım Prof.Dr.Şeyda Ozil,  sanat tarihcisi Nazan Ipşiroğlu ve eğitim uzmanı ve yazar Oya Adalı ile birlikte yayına hazırladığımız ‘Yaratıcı Okuma’ projesinin bir kitabi  olarak çıktı.

 

Yaratıcı okuma projesi nedir?

Sevim Ak, Seza Aksoy, Mavisel Yener ve Nazan İpşiroğlu’nun

katıldığı bu projede yazarlara güncel konuları içeren çocuk kitapları ısmarladık ve  her bir kitaba çocukların okuma becerilerini geliştirici çok eğlenceli çalışma malzemeleri hazırladık. Amacımız  hem  çocukların  okudukları üzerine kendi yaşamlarıyla bağlantı kurarak  düşünmelerini, hem de düş güçlerini geliştirmelerini sağlamaktı. Sonuçta aterkil aile yapılanmasından

çevre sorunlarına, beslenme ve şişmanlık sorunlarından medyanın yaşamımızdaki etkisine değin çeşitli konuları içeren hem düşündürücü, hem de eğlenceli kitaplar oluştu. Nazan İpşiroğlu’nun kaleme aldığı ‘Resimlerle Konuşalım’ kitabında ise çağdaş ressamlarımızdan resimler seçilerek resim alımlaması üzerinde duruluyor. Bu da önemli bir ilki oluşturan hoş bir çalışma oldu.Ayrıca  nitelikli çocuk kitaplarının biliyorsunuz özelliği

hem çocuklara, hem de yetişkinlere seslenmesidir. Bunu da bu projede başardığımızı düşünüyorum.

 

Sizce yaratıcılık öğretilebilir mi? Aklıma sizin ‘Düşünmeyi Öğrenme ve Öğretme’  kıtabınız geliyor,  yaratıcılığın da düşünme gibi  öğrenmesi  ve öğretilmesi  düşünülebilir mi?

Düşünme hepimize özgü bir veri ve elbette ki öğretilebilir ve geliştirilebilir. Yaratıcılık ise farklı bir şey, bence öğretilemez ama gelişebileceği, yeşerebileceği  yapıcı bir ortam yaratılabilir. Çoğu insan düşünmeyi bilmediği gibi kendi içindeki yaratıcı  gizil gücün de hiç bir zaman bilincine varamıyor. Ama ortamı sağlayabilseniz, özendirici olabilirseniz çok şey değişebilir. Ben de  üniversitedeki çalışmalarımda  özellikle  bunu amaçlıyorum. Üniversitedeki yaratıcı yazma atölye çalışmalarında şaşırtıcı derecede güzel öyküler ortaya çıktı, bunlardan kimini ‘Yaratıcı Yazma’ kitabında örnek olarak kullandım. Bu kitabın yazmaya ilgi duyanları özendireceğini düşünüyorum, ‘Ben de yapabilirim’ duygusu çok önemli. Öte yandan bu duygunun gelişmesini engelleyen etkenler de çok; Baskıcı eğitim, otoriter sistem, ilgisizlik, medyanın olumsuz etkisi vb. Biliyor musunuz bence  yaratıcılık değil ama yapıcılık kesinlikle öğretilebilir.  Çünkü yapıcılık yaşam karşısında bir duruş. Az önce sözünü ettiğim ‘Yaratıcı okuma’projesi de buna örnek gösterilebilir. Amaç çocukların kendilerini geliştirebilecekleri yapıcı bir ortam yaratmak. Bu açıdan bu projenin özellikle  öğretmenlere eğitimde yaratıcı olabilecekleri bir ortamı sağlayabileceğini düşünüyorum.

 

Yapıcılığı bir duruş olarak tanımlıyorsunuz. Bu duruş ‘Yapıcılığın Gücü’ kitabınızda özellikle ortaya çıkıyor sanırım. Bu noktada Türkan Saylan’ın  yaşama bakışının sizinkiyle örtüştüğü söylenebilir mi?

 

Duruş olarak elbette örtüşüyor. Ama  ben bir yazar ve edebiyatcı olarak çok daha dar bir alan içindeyim, bu çerçevede benim ekip biçtiğim bahçe çok küçük.Sivil örgütlenme çerçevesinde  her gün yeni projeler üreten Türkan Saylan’ın gezindiği alansa  uçsuz bucaksız.Bu açıdan da kitlelere ulaşıyor ve yatırımının sonuçlarını da kısa sürede  görebiliyor.Öte yandan benim alanımda olumlu gelişmeleri de hemen görmek kolay olmuyor.

 

Ama siz  öğretim üyesi olarak  gençlerin nasıl olumlu bir

gelişim gösterdiklerini birbir yaşıyorsunuzdur sanırım?

 

Tabii ama bu küçük bir çevreyle kısıtlı kalıyor, gene de benim için  çok önemli ve değerli. Doksanlı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde kendi kurduğum Dramaturgi ve Tiyatro Eleştirmenliği Bölümünde çalışırken yanımda master ya da doktora yapmış olan gençler bugün önemli konumlara  geldiler.  Dramaturg, eleştirmen, öğretmen ya da öğretim üyesi olarak çalışıyorlar, araştırmalar yapıyorlar, kitaplar yazıyorlar. Yepyeni bir kuşak var bugün onların çalışmalarından etkilenen. Bir şeyi başlatıyorsunuz, yavaş yavaş  gelişiyor, dalbudak sarıyor. Bu inanılmayacak derecede hoş bir duygu. Bana gelince, şu sırada   Almanya’da Türkce Öğretmenliği bölümünde çalışıyorum. Mesleğini gerçekten seven yaratıcı gizilgücünü kullanabilen iyi bir öğretmen yetiştirmek ne kadar önemli değil mi?İnanın öğrencilerimin içinde her birinin başarısını, sözgelimi iyi bir okulda  işbulmuş olmalarını, birbirinden güzel projeler üretmelerini, küçük  öğrencilerine gösterdikleri sevgi ve özenin olumlu sonuçlarını almalarını,  kendi başarım gibi yaşıyorum. İnanılmaz bir   mutluluk  bu. Ama bütün bu söylediklerim hocalık için  geçerli, yazar olarak çok farklı bir konumdayım. Yazdıklarımın kimin üzerinde nasıl bir etki bıraktığını kestiremem güç. Doğal ki okuyucu mektupları var ama bu da çok kısıtlı kalıyor.

 

Sizin anladığınız anlamdaki bir yapıcılıkta dünyayı değiştirme

düşüncesi var sanırım. Bir şeylerin değişmesini istiyor ve bu doğrultuda bir etkinliği savunuyorsunuz. Ben bunun  bugünün gençliğinin dünyaya bakışıyla pek örtüşmediğini düşünüyorum. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

Bence bu sözlediğiniz kısmen doğru, yani genelleştirilemez. ‘Yapıcılığın Gücü’ kitabını okuduğunuzda,  gençlerin  şöyle rahat soluk alınabilecek bir yaşam alanı  oluşturma doğrultusunda  nasıl bir uğraş verdiklerini göreceksiniz. Sonuçta sivil örgütlenmede hem on beşinden seksenbeşine değin tüm kuşakların, hem de çeşitli toplumsal katmanlardan gelen insanların  buluştuklarını görüyorsunuz.

Demek ki bu pekala mümkün. Ben de yaratıcılığın yeşerebileceği ve gelişebileceği bir yaşam alanı oluşturmaya çalışırken, yaş, ulus, din, ve sınıfsal kökenden bağımsız olarak aynı ya da benzer çizgide düşünen insanlarla diyalog kurmaya çalışıyorum.  Tabii başka türlü düşünenler de olabilir, ama açıkcası onlar  beni ilgilendirmiyor.

 

Ama ‘Gelinim Olur musun?’ gibi dizi filmlerin rağbette olduğu bir ortamda azınlıkta kalmıyor musunuz?

 

Böyle düşünüp de umutsuzluğa kapıldığım zamanlar olmuştur. Ama özellikle

son yıllarda şunu da  farkettim ki o tür  dizilerle yetişmiş olan  gençlerin de  bir çoğu, kendilerini geliştirebilecekleri bir ortamı bulabilirlerse yavaş yavaş bir dönüşüm yaşıyorlar, bundan da  çok mutlu oluyorlar.

 

Yapıcılık öğretmenlikle bağdaşıyor da , yazarlıkla  ne derecede bağdaşıyor?Yazarın her tür angajmanın ötesinde bir duruşu olması gerekmiyor mu?

Haklısınız  ama sonuçta yazar olarak da fildişi kulede yaşamıyorsunuz. Belli bir toplumsal ortamın içindesiniz ve bu ortamın yarattığı sorunlarla boğuşuyorsunuz. Bir çok şeylerden tedirgin olduğunuzda, yazarak bunu dile  getirme, karşı çıkma, tepki gösterme özgürlüğünüz var. Tabii bunun tersi de sözkonusu olabilir. Gerçeklerle uzak yakın ilgisi olmayan yapay dünyalar da  kurgulayabilirsiniz, duyuları kamçılayan kitş  türü edebiyat da yapabilirsiniz. Kültür endüstisinin pazarladığı piyasa yazını bu tür edebiyatla dolup taşıyor. Örneğin baksanıza  bugün bir roman modasıdır gidiyor,önüne  gelen roman yazıyor. Ama açıkca bütün bunlar beni ilgilendirmiyor. Yaşam sınırsız olmadığına göre, benim de bozuk para gibi harcayacak zamanım olmadığı açık. Okuduğum her kitabın, gördüğüm her filmin, görüştüğüm her insanın, yaptığım her çalışmanın her şeyden önce  bana ne kattığını   sormak ve seçici olmak zorundayım.

 

Yapıcı olabilmek için mi?

 

Kendime yaşanılabilir bir alan yaratabilmek için.

Varlık Dergisi

Sema Alper

 

ZEHRA İPŞİROĞLU’NDAN  AYDINLANMANIN IŞIĞINDA ÜÇ YENİ KİTAP

 

Zehra İpşiroğlu’yla söyleşi

 

Bugünlerde üç kitabınız çıktı: Aziz Nesin’in ünlü mektup romanı

‚Şimdiki Çocuklar Harika’ya  gönderme yaparak yazdığınız mail romanınız ‚Şimdiki Çocuklar Hala Harika’(Toroslu yayınları),önemli bir sivil toplum kuruluşunun başında olan Türkan Saylan’la bir dizi söyleşiyi içeren ‚Yapıcılığın Gücü’ (Doğan Yayınları)  ve Yaratıcı Yazma kitabınız (Morpa). Farklı okuyucu kesimlerine seslenen her üç kitabın da sanırım ortak yönü, okuyucuyu birlikte düşünmeye,dahasi üretmeye çağırması, yani kitaplarınızda ulaşmaya çalıştığınız etkin okuyucu, öyle değil mi?

 

Güzel bir gözlem ama böyle dile getirdiğinizde okuyucu  ürkebilir belki de.Onun için hemen söylemeliyim ki bu kitapların hiç biri örneğin benim geçen yıl çıkan ve yazınsal açıdan ağırlığı olan deneme romanım ‚İzler’ gibi okuyucuyu aşırı derecede zorlayan güç kitaplar değil. ‚Şimdiki Çocuklar Hala Harika’on yaşın üstünde büyük küçük herkese seslenen eğlenceli bir kitap. Çocuklarla yetişkinlerin ilişkilerini çocukların bakışından irdeliyor. Amacı tıpkı sevgili Aziz Nesin’in kitabında olduğu gibi güldürerek düşündürme. Çocuklar da yetişkiler de kendi yaşamlarından çok şey bulacaklardır bu kitapta.

 

Türkan Saylan’ın yaşamından yola çıkarak  kaleme aldığım  ‚Yapıcılığın Gücü’ yaşam karşısında örnek alabileceğimiz bir duruşu sergiliyor. Sivil örgütlenmeden insan haklarına, çocuk haklarından kadın haklarına, aydının toplumuzdaki konumundan eğitim ve öğretim sorunlarına değin çeşitli konulara yer veren  bu kitabın da oluşum süreci içinde bana çok şey kattığını, şimdi de okuyucuya da katacağını umduğumu söylemeliyim.  Çünkü  Türkiye’de son yirmi yıl içindeki gelişmelerle hesaplaşırken  yıpratıcılığa, polemiğe hiç yer vermeyen umut dolu bir bakışı sergiliyor. Öyle sanıyorum, umuyorum ki okuyucu bu kitabı okurken, ‚Ben ne yapabilirim benim katkım ne olabilir?’ gibi bir duyguya kapılarak, anlatılanlarla kendi yaşamı arasında bağlantı kurmak isteyecektir. İşte benim hayal ettiğim etkin okuyucu bu. Kitabın  özendirici, cesaret verici  bir etkisi olması, bir iz bırakması.

 

‚Yaratıcı Yazma’kıtabı ise Morpada başlattığım bir dizinin ilk kitabı. Yaratıcı yazma ve okuma yoluyla  okuyucunun kendi  yaratıcı gizil

gücünü keşfetmesini amaçlıyor. Bu kitabı  üniversitede öğrencilerimle yaptığım yaratıcı yazma atölye çalışmalarından yararlanarak kaleme aldım. Ama sonuçta haklısınız, her üç kitap da okuyucuyu yapıcı bir yaşam alanı oluşturmaya çağırıyor.İnsanın kendi içindeki gizilgücü keşfetmesi  ve bunu yalnız  okuma ve yazma yoluyla değil, tüm duruşuyla ve davranışıyla yaşama geçirebilmesi. Bu açıdan kitapların gerçekten ortak bir yönü olduğu söylenebilir

 

Ortak yön aydınlanmacı bir dünya görüşünü benimseyerek yaşama bakışınız sanırım?

Ünlü düşünür  Habermas aydınlanmayı bitmemiş bir proje olarak tanımlıyor. Bitmemişlik sözü bence burada çok önemli. Çünkü demokrasinin gelişmiş olduğu batı toplumlarında bile sürekli çatlaklar ve boşluklarla karşılaşıyoruz. Bir de  postmodern dönemde insanlara neredeyse zorla dayatılan görecelik düşüncesi, herkes kendi yağında kavrulmalı gibi bir ideoloji insanları iyiden iyiye  duyarsızlaştırdı.Özellikle batıda bir tükenmişlik var.  Demokrasinin yeterince  gelişemediği bir toplum olarak bizim burada bir karşı duruşumuz olmalı. Ama her zaman olduğu gibi, şimdi de batıdan gelen her şeyi hemen  alıveriyoruz, bize ne veriyor, ne katıyor diye hiç düşünmeden.Geçenlerde çok yetenekli bir sanatcı olan Naz Erayda’nın sahnelediği’Sansürcü’adlı oyuna girmiştim. İngiliz bir yazarın kaleme aldığı bu oyunun konusu porno filmlerini sansürlemekle görevli iktidarsız bir adamın  kendi filminin sansürden geçmesini amaçlayan kadın yönetmen tarafından baştan çıkarılması. Şimdi bana bu oyun çok itici geldi. Cinsellik çok temel bir konu. Ama yaşadığımız toplumdan soyutlanamaz ki. Biz cinselliği nasıl yaşıyoruz ya da yaşayamıyoruz, bu temayı irdeleyen bir oyun olsa diyeceğim yok.Ama bütünüyle erkeklerin bir icadı olan pornoyu haklı göstermek amacıyla  sergilenen bu oyunun bize söylediği ne? Bana ne katıyor?İşte bu noktada  böyle bir oyunun sahnelenmesi bana yaşadığımız topluma ve sorunlarına duyarsızlık gibi de geliyor. Bizim,

cinsiyet ayrımcılığının toplumunun her katmanında yaşandığı, kızların kadınların inanılmaz baskılar gördüğü, dahası kimi kesimlerde yaşam hakkının bile tanınmadığı bir toplumun insanları olarak bu konuda söyleyeceğimiz hiç bir şey mi yok? Söylemek istediğim toplumuzda gündeme getirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi, karşı çıkılması gereken sorunlar öylesine çok ki.Herkesten bir Türkan Saylan olmasını bekleyemezsiniz elbette, ama biraz duyarlık hepimize gerekli. Genç kuşağa bakıyorum da, bir yandan batıdan gelen her şeyi hiç sorgulamadan alan bütünüyle apolitize  olmuş genç bir kuşak var, bir yandan da batıya karşı çıkan dinci ya da milliyetci akımlar var.Aslında çok moral bozucu bir durum. Ama insan ektiğini biçiyor.Bütün bunlar 12 Eylül sonrası gelişmelerin bir sonucu.

 

‚Şimdiki Çocuklar Hala Harika’da  sizden sonraki kuşağın belki de büyük ölçüde yitirmiş olduğu duyarlığı çocuklarda yakalamak istiyorsunuz sanırım.

Belki. Aslında amacım sadece günümüzde çocukluğun nasıl  bir şey olduğu üzerinde düşünmekti, hem de biraz eğlenerek, keyfini çıkararak düşünmek. Ben bu kitabı yazarken çok eğlendim, okuyucunun da keyfini çıkaracağını düşünüyorum. Bakıyorum da Aziz Nesin  ‚Şimdiki Çocuklar Harika’yı kaleme aldığı altmışlı yıllardan bu yana çok değişen bir şey yok. Tabii medya yaşamımıza girdi, kendini pazarlama, imaj dünyası önem kazandı. Ama bunlar yüzeydeki değişikler. Çocukların önemsenmemesi, kız çocuklarına ayrımcılık yapılması, baskıcı eğitim  gibi bir sürü sorun hala sürüp   gidiyor. Sizin sorunuza gelince, belki haklı olabilirsiniz. Kuşaklar arası ilişkiler genelinde hep bir etki tepki ilişkisi içinde gelişiyor, bu açıdan belki de yeni yetişen kuşak bir öncekinden çok daha farklı olacak.

 

Ama sizin kitabınızın baş kişisi küçük kız Deniz’in annesi ve babası

yani bir önceki kuşak sonderecede duyarlı. Onları bir istisna olarak mı görüyorsunuz?

Hayır tabii öyle insanlar da var ama azınlıkta kalıyorlar.

Şunu da unutmayın ki Deniz’in annesi ve babası Aziz Nesin’in çocukları.  Aziz Nesin’in ‚Şimdiki Çocuklar Harika’ kitabının baş kişileri  birbirleriyle mektuplaşan Zeynep ve Ahmet aradan geçen süre içinde toplumda önemli bir yerlere gelmişler. Anne tanınmış bir gazeteci, baba üniversitede hoca. Romanda  oldukca duyarlı, aydın bir kesimin sözcüleri olarak karşımıza çıkıyorlar. Evet onlar Aziz Nesin’in çocukları.

 

Kitaplarınızın çoğunda sözgelimi ‚İzler’‚Konuşan Çınar’, ‚Gergedan Oyunu’, ‚Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesi’nde de gibi son yıllarda yazdığınız kitaplarda ya da   şimdi yeni çıkan ‚Yapıcılığın Gücü’ Ve Şimdiki Çocuklar Hala Harika’da israrla üzerinde durduğunuz konular çocuk hakları ve kadın hakları.

Belki daha genelleştirerek söylersek insan hakları. Erkek egemen bir toplumun en ezilen kesimi çocuklar, özellikle de  kız çocuklar ve kadınlar olduğu için onlar daha önplandalar. Geleneklerle modernleşme arasında sıkışıp kalmışız,  modernleşme toplumun tüm katmanlarına ulaşamamış, kitaplarımda da genellikle bu sorun farklı biçimlerde gündeme geliyor. Örneğin ‚Yapıcılığın Gücü’ bir röportaj kitabı. ÇYDD gibi çok etkin ve önemli bir sivil kuruluşun başında olan Türkan Saylan’la  konuşma, tartışma biçiminde gelişti.

Bence  günümüz sorunlarını  yapıcılığın ışığında enine boyuna irdeleyen ama hep çözüm arayışı içinde olan, hiç bir zaman pes etmeyen çok  özendirici bir kitap oldu. Sözünü etttiğimiz diğer kitaplarsa  bütünüyle kurmaca.

 

Sizin çağdaşlaşmayı savunan aydınlanmacı bakışınız bu kitapların hepsinde var. Ama  bu bakış hep geri planda, özellikle kurmaca kitaplarınızda hiç bir zaman açık açık ortaya çıkmıyor.

Tersini söyleseydiniz çok üzülürdüm. Çünkü ideoloji ve yazın birbiriyle hiç mi hiç bağdaşmıyor.Her yazarın bir ideolojisi, bir dünya görüşü vardır. Ama yazar bunu zorla dayatmaya çalışırsa,  en iyisini ve doğrusunu ben bilirim tavrındaysa, kitap yazınsal bir kitap olmaktan çıkar.Ben de örneğin ‚Şimdiki Çocuklar Hala Harika’da farklı toplumsal katmanlardan gelen insanların sorunlarını gündeme getirirken yan  tutmadan bu insanların sesine kulak vermeye çalışıyorum.

Eleştirel bakışınız  bence mizah anlayışınızda  farklı renkler ve biçimlerle ortaya çıkıyor.Dalga geçmeden taşlamaya, dahası kara güldürüye değin uzanan

kimi kez oyunsu, kimi kez de çok sert olan  bir mizah anlaşınız var.

Haklısınız bu bakış hep var ama yazdığım kitaba göre değişiyor tabii.

Bir sorunu çocukların bakışından anlatıyorsam, onların gülmece anlayışından yola çıkmam gerekiyor.  Sözgelimi ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’da birbiriyle mailleşen çocukların bakışını yakalamaya çalıştım. Öte yandan bütünüyle bir kara güldürü olan ‘Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesi’nde ya da  Almanya’daki gettolaşma sorununu gündeme  getirdiğim ‘İzler’de çocuk bakışı elbette yok.  Bu nedenle  de çok daha sert, belki de saldırgan bir gülmece anlayışı ortaya çıkıyor. Sizin de söylediğiniz gibi bir tür kara güldürü.Sanırım gülmecede belirleyici olan kimin bakış açısından anlattığınız. Ben yazarlığı biraz da oyunculuğa benzetiyorum, farklı kimliklere giriyor, farklı kişilerin bakış açısından anlatıyorsunuz.

 

Ama bu kimliklerin hepsinde siz de yok musunuz?

 

Sonuçta benim yarattığım bir dünya olduğuna göre elbette ki varım.

Kendi dışıma daha çok çıkmayı, daha farklı tipler yaratmayı isterdim

ama. Bu konuda sınırlı olduğumu düşünüyorum, bunu başarabilen ve farklı kimliklerden yola çıkarak toplumdaki çok sesliliği yansıtabilen

ender yazarlara da inanılmaz bir hayranlık duyuyorum.  Öte yandan

yakaladığım çocuk bakışıyla, buna benim içimdeki çocuk da diyebiliriz, yaşadığımız sorunlar  Brecht’in tanımıyla yabancılaştırılıyor.  Bu da bence benim güçlü yanım, çünkü farklı bir bakış açısının oluşmasını sağlıyor. Kurmaca olmayan çalışmalar örneğin ‘Yapıcılığın Gücü’  gibi bir röportaj kitabı ise benim bütünüyle kendi dışıma çıkmamı sağlıyor, bu açıdan çok heyecan verici. Şimdi de gene bu doğrultuda bir çalışma içindeyim. Almanya’da yaşayan Türkeli kökenli üçüncü kuşağın yaşam öykülerini topluyorum. Bunların içinden tüm güçlüklere  ve engellere karşın kendi yolunu bulan yedi kişinin yaşam savaşımını örnek olarak seçtim. ‘Özgürleşme Yolları’ adını verdiğim bu  röportaj kitabı da yapıcılığa çok çarpıcı bir örnek veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


ileri → Z.İpşiroğlu Üzerine
geri ← Basın
Versiyon 23.03.2011 saat onda 09:58:48