Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEBasınZ.İpşiroğlu Üzerine

Z.İpşiroğlu Üzerine

Cumhuriyet Kitap eki 4.12. 2003

 

ZEHRA İPŞİROĞLU: YAZMA UĞRAŞINDA YILMAZ BİR SERÜVENCİ

 

Ayşegül Yüksel

 

Yazar vardır, bir tek türde yol alır. Yazar vardır, yolculuğuna düşünsel-yaratıcı dünyasının öngördüğü tüm yazma biçimlerini seferber ederek çıkar. Zehra İpşiroğlu bu ikinci tür yazarlardandır. Yazar vardır, düşünsel-yaratıcı dünyasının içerdiklerinden yalnızca bir bölümünü okur önüne çıkartır. Yazar vardır, düşünsel yaratıcı dünyasının içerdiklerini –yararlı ve gerekli bulduğu için- ardarda ve şaşırtıcı bir çeşitlilikle okurlarının kullanımına sunar. Zehra İpşiroğlu bu tür ‘paylaşımcı’ yazarlardandır. Yazar vardır, yazma uğraşını yaşamın gelgitleri içinde yalpalayarak sürdürür. Yazar vardır, yaşama uğraşını yazma uğraşıyla bütünleştirmiştir. Tıpkı Zehra İpşiroğlu’nun yaptığı gibi.

 

İpşiroğlu’nun yazınımaza armağan ettiği yirmiyi aşkın kitap ve sayısını herhalde kendisinin de bilemediği yazılardan oluşan gömü, ağırlıklı olarak tiyatro incelemelerini içeriyor. Ancak son yirmi yıl içinde gün yüzüne çıkmış öyküler, çocuk romanları, editörlüğünü yaptığı derleme yayınlar, gençlere ve çocuklara yönelik el kitapları, denemeler, çeviriler ve eğitsel içerikli çalışmalar da önemli bir yer tutuyor.

 

Hiç durmaksızın inceleme, hiç durmaksızın üretme yolundaki motivasyonunun kaynağını herşeyden önce ‘son derece okur yazar’ bir aileden gelmiş olmasında aramalı. Sanat tarihçisi Mazhar İpşiroğlu’nun, felsefeci-müzik sanatçısı-yazar Nazan İpşiroğlu’nun kızı olmanın ötesinde, ünlü çevirmen Seniha Bedri Göknil’in de torunu. Türkiye’nin önde gelen sanat ve düşünce insanlarıyla bütünleşmiş bir aile ortamından beslenmiş olmanın artıları var kuşkusuz. Ailenin yaşantı ve kültür zenginliğinin geçmişten günümüze ulaşan izini, Temmuz 2003’te Papirüs Yayınları’ndan çıkan ve Zehra İpşiroğlunun annesi Nazan İpşiroğlu ile yaptığı söyleşilerden oluşan ‘Bugünden Düne Dünden Bugüne’ başlıklı kitapta sürmek, yoğun bir okuma keyfi de getiriyor.

 

Zehra İpşiroğlu’nun yoğun yazarlık uğraşını belirleyen bir başka etken de aldığı Alman kökenli eğitim ve Alman kültürüne özgü ‘disiplin’ anlayışı olmalı. Alman sanat ve kültürüyle ötedenberi haşır neşir olmuş bir aileden gelmenin, Avusturya Lisesi (1967) ve İÜEF Alman Fiolojisi (1971) mezunu olmanın yanında, Almanya ile olan sanatsal/kültürel/eğitsel ilişkilerini yoğun düzeyde sürdüren yazarın, ‘Türk tipi’ yaşamın, düzen bozukluğu nedeniyle ortaya çıkan ‘zaman kaybettirici’ etkenlerinden de kendisini koruyabildiği bir gerçek.

 

Ama en önemlisi, kararlı, düzenli, akılcı, tartışmacı ve girişimci kişiliği. Çalışmayı ve çalıştırmayı bilmesi. Temel alanı tiyatro olan, akademik çalışmalarını hem Türkiye’de hem de Almanya’da sürdüren bir aydının, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne de aynı yoğunlukta emek vermesi, eğitim konusu üstüne odaklanabilmesi (örnekse ‘Düşünmeyi Öğrenme ve Öğretme’ 2. Baskı AFA Yayınları,1989; ‘Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim’ Adam, 1997), üniversite bünyesinde yeni bir bölüm kurabilmesi (İÜEF Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü), çeşitli yazarları bir araya getirerek değerli derlemeler oluşturması (örnekse ‘Çağdaş Kültürümüz’-Jale Baysal, Nazan İpşiroğlu, Şeyda Özil ile- Cem Yayınevi, 1991; ‘Çağdaş Türk Yazını’ Adam Yayınları, 2001), okuryazarlık eyleminin düzlemlerini araştırması (‘Alımlama Boyutları ve Çeşitlemeleri: Yazın’ Papirüs, 2001), bu arada yaratıcı yazarlığını da gündemde tutması (örnekse ‘Gergedan Oyunu, Yapı Kredi, 1997/’Nashornspiel’, İsviçre,Nagel und Kimihe, 1997); ‘Yollar Yerler Yüzler’, Papirus,2003) ancak bu tür bir kişilik yapısıyla açıklanabilir.

 

Tiyatro üstüne yaptığı çalışmalara gelince, Zehra İpşiroğlu’nun öncelikle dram ve tiyatro sanatına ilişkin ‘tartışmalı’ konuları irdeleme eğiliminde olduğu görülür. ‘Uyumsuz Tiyatroda Gerçekçilik’ (1. Baskı, İÜ Yabancı Diller Yüksek Okulu Yay.1978; 2. Baskı Mitos-BOYUT, 1996) bir yandan ‘uyumsuz tiyatro’nun boyutlarını irdelerken, bir yandan da bu tür yapıtlarda görülen ve ‘karşıt cephede’ki bir yazar sayılan Bertolt Brecht’in yapıtlarıyla örtüşen koordinatları belirleyerek şöyle bir savla çıkar okur karşısına: ‘Uyumsuz tiyatro ile politik/epik tiyatronun öncüleri dogmacılığa karşı oldukları için sanat anlayışında da birleşiyorlar. Biçim ve anlatım özellikleri açısından aralarında çok sıkı bir birlik vardır. …bu iki tiyatro akımı birbirine ne denli ters düşerse düşsün, gerek biçim gerekse içerik açısından tıpkı bir madalyanın tersi ve yüzü gibi tamamlar birbirlerini.’(1. Baskı, s.95)

 

‘Tiyatroda Devrim’ (3. Baskı Mitos-BOYUT, 2000) ise Brecht tiyatrosunun ortaya çıkışını bir ‘devrim’ olarak niteleyen ve benzetmeci tiyatronun seyirciyi duygusal ve düşünsel boyutta ‘özdeşleşme’ye yöneltme eğiliminin karşısına, seyirciyi ‘yabancılaştırarak’ düşündürme amacıyla çıkarılan epik/diyalektik tiyatronun boyutlarını irdeler. Yapıtın son bölümünde ise Türkiye’de epik tiyatrodan esinlenerek yazılmış oyunların yetersizliğine değinen İpşiroğlu, Türk tiyatro tarihinde önemli yeri olan iki oyun hakkında da alışılmış dışı belirlemeler yapar. İpşiroğlu’na göre Vasıf Öngören’in ‘Asiye Nasıl Kurtulur’ oyununu doğacılıktan kopamaması, Haldun Taner’in ‘Keşanlı Ali Destanı’ da ‘eğlendirici’ olma kaygısı içinde oyundaki tartışmanın ana eksenini oluşturan ‘kahramanlık miti’nin ikincil düzeye kaydırılmış olması nedeniyle, ‘epik tiyatro’ örneği oluşturma açısından yetersiz kalmaktadır.

 

‘Tiyatroda Yeni Arayışlar’(Düzlem Yayınları, 1992) çeşitli boyutlardaki dergi ve gazete yazılarını bir araya getirdiği bir seçkidir. Kitabın ilk bölümünün ilk yüz sayfasını yine Brecht’e ve yazarın oyunlarının yerli ve yabancı yapımlardaki yorumlarına ayıran İpşiroğlu, daha sonra Vaclav Havel’in oyun yazarlığını değerlendirmekte, sahneya koyucuların ve Almanca yazan çağdaş yazarların  tiyatrodaki yeni arayışlarını tartışır. Kitabın Türk tiyatrosunu irdeleyen ikinci bölümü ise Haldun Taner üstüne yapılmış incelemelere, ülkemizde sahnelenmiş oyunların eleştirilerine, tiyatro konusundaki genel yazılara yer vermektedir.

 

1993’te gündeme gelen ‘Eleştirinin Eleştirisi’(Cem Yayınevi) tiyatro eleştirisi üstüne yazılmış tek Türkçe kitap olma özelliği taşıyor. İpşiroğlu ‘eleştiri’ kavramının abc’sinden başlayarak tiyatroya odakladığı tartışmasını ‘örnekleme’ amacıyla kullandığı –başka yazarlara ait- yazılarla besleyerek bir laboratuar çalışmasına dönüştürüyor. Yapıtını noktalamak üzereyken, ‘eleştiri’ kavramının söz konusu olduğu tüm düzlemlere yönelik olarak yaptığı belirleme önemli: ‘Batı’da eleştirel düşüncenin mutlaklaştırılarak otoriter düşünceye döniştürülmesi, otoriter düşüncenin kırılarak yeniden eleştirel düşüncenin filizlenmesi, düşünsel bir tartşma ortamının sürekliliğini koruduğunu gösteriyor. Özeleştirinin en üstün değer sayıdığı bu ortamda, eleştirel düşünce hiç tükenmeyecektir. Bizim sorunumuz Batı’dakinden çok farklı. Batı toplumlarında eleştirel düşünceyi yaşatma ve geliştirme uğruna hiç bitmeyen bir savaşım verilirken, biz bu düşüncenin uyanması ve yerleşmesi için savaş vermeliyiz.’(s. 210)

 

‘Tiyatroda Düşünsellik’ (MitosBOYUT, 1995) İpşiroğlu’nun ‘dramaturji’ konusunu irdelediği bir çalışmadır. Kitabına dramaturjinin Batı’daki gelişimini anlatarak başlayan yazar, yapıtın öteki üç bölümünde Türk tiyatrosundaki dramaturji sorununun boyutlarını tartışmakta, tiyatro eğitiminde dramaturjinin önemini vurgulamakta ve yüksek öğretim düzeyindeki dramaturji çalışması için gerekli temel bilgi ve becerileri tartışmaktadır.

 

1998’de MitosBOYUT’tan yayımlanan ‘2000’li Yıllara Doğru Tiyatro’ başlıklı kitap, yazarın daha önce yayımlanmış deneme-inceleme-eleştiri yazılarından oluşmaktadır. İpşiroğlu’nun kendi deyişiyle, ‘Bu yazıların birçoğu tek tek oyun metinleri üzerinde yoğunlaşarak yaratıcı okuma örnekleri veriyor; bir bölümü oyun metni ile dramaturgi çalışması ve sahne yorumu üzerinde bağlantılar kurmaya çalışıyor.; bir bölümü metinden bağımsız olarak sahne çözümlemesine yöneliyor…. geriye kalanı ise dramaturgi, tiyatro eleştirisi, eğitimde tiyatro vb. konularda araştırma ve inceleme yazılarını içeriyor.’(s. 8)

 

İpşiroğlu’nun tezgahından son çıkan çalışma ise ‘Gençler İçin Nazım Hikmet Oyunları’(Papirüs, 2003) başlığını taşıyor. İpşiroğlu ‘Çalışma ve Malzeme Kitabı’ altbaşlığını koyduğu yapıtında ‘tiyatro’ ve ‘eğitim’ konularını buluşturuyor. Nazım’ın ‘Ferhat ile Şirin’, ‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu’ ve ‘Tartüf 59’ oyunlarının herbirini önce çözümleyen, ardından ‘öğretim’deki yerini belirleyen, en sonunda da yapılacak çalışmayı anlamlandıracak (başka sanatsal üretimlerden seçilmiş) ‘malzeme’yi sunan yazar, oyun metinleri üzerinde yapılacak olan çalışmalarla, gençlerin çözümleyici ve eleştirel düşünme yetilerini geliştirmeyi amaçlıyor.

 

Zehra İpşiroğlu’nun yazma serüvenini belirleyen ‘anahtar kavram’, görüldüğü gibi, DÜŞÜNSELLİK. Batı kültürünü sindirmiş bir Türk ‘aydın’ının, ‘aşırı duygusallıktan muzdarip’ kendi toplumunun insanlarına aşılama zorunluluğunu duyduğu bir kavram… Zehra İpşiroğlu, ‘aydınlanmacı’/’aydınlatmacı’ eyleme yaşamını adamış bir ‘aydın’ olarak çizdiği yolda ilerliyor…


ileri → Künye
geri ← Söyleşiler
Versiyon 12.07.2012 saat onda 09:51:29