Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEÇocuk kitaplarıKonuşan Çınar

Konuşan Çınar

Konuşan Çınar ve diğer kitaplar üstüne

Nihal Kuyumcu

BÜYÜKLER ÇOCUKLARINIZA SAKIN BU KİTAPLARI OKUTMAYIN !!!

Evet sevgili büyükler. Bu kitap eki her zaman kitapları tanıtır. Anlatır. Kitapları okuyup üzerinde düşünenlerin düşüncelerine yer verir. Bu defa yine aynı şeyi yapacak. Ama ufak bir farkla, çocuklarınızı koruma ( ! )  adına küçük bir uyarı ( ! ) yazısına yer vererek. Bizden söylemesi...

 Zehra İpşiroğlu çocuklar için iki öykü kitabı, bir de oyun yazmış. Öykü kitapları “Konuşan Çınar” ve “Gergedan Oyunu”, oyun kitabı ise “ Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesinde” . Bu her üç kitap da çocuklarınız için biraz sakıncalı, neden mi? Öncelikle öykü kitaplarını ele alalım isterseniz...

Bir kere öykülerimizin kahramanları Zeynep ve Elif çocuklarımız için son derece sakıncalı tipler. Okulu sevmeyen, öğretmenlerinden nefret eden, onlara isimler takan, annelerini eleştiren, derslerini bir kenara bırakıp kağıttan bebekler kesip onlarla oyunlar oynayan, hayaller kuran bu çocukların aklı bir karış havada. Bakın Zeynep bacak kadar boyuyla neler söylüyor. “okulu sevmiyorum. Tozlu sınıfları sevmiyorum. Üstü kazılmış tahta sıraları sevmiyorum. Tebeşir kokusunu sevmiyorum. Sıvaları dökülmüş okul duvarlarını sevmiyorum. Kirden buğulanmış demir parmaklıklı pencereleri sevmiyorum. Karanlık koridorları sevmiyorum. Öğretmenimizin boynundaki tiz sesli düdüğü sevmiyorum. Okulun kir ter toz ve hela kokusunu sevmiyorum. (.....) çocukların hep birlikte ayağa fırlayıp “sağol” diye bağırmalarını sevmiyorum. ...” Ne kadar fena... insan hiç okulunu sevmez mi? Öğretmen sevilir, okul sevilir, sınıflar tozlu, koridorlar kir, ter hela koksa bile sevilir. Bize bunlar öğretildi; okul ve öğretmenler her koşulda her zaman sevilir. Dedik ya bunlar sakıncalı tipler dikkat edin, çocuklarınıza kötü örnek olabilir .Şaka bir yana, biz yetişkinler çocuklarımızı nasıl görüyoruz, ya da nasıl görmek istiyoruz. Onlara yönelik etkinliklerde nasıl bir tavır içine giriyoruz. Hemen bir cümle ile özetlememiz gerekirse otoriter, didaktik bir yaklaşım içindeyiz. Onlara var olanı değil var olması gerekeni -bize göre olması gereken doğruyu, biz hep doğruyu biliriz ya!- sunarak onlardan da öyle olmalarını bekliyoruz. Belli kuralları dayatarak onları bütünün–ya da sürünün – bir parçası olmaları için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Biz yetişkinler otoritemizi kaybetme korkusuyla, zayıf yanlarımızı göstereceğiz diye ödümüz kopuyor.

 Hiçbir çocuğun okula severek gitmediğini bildiğimiz halde kitaplarda okuluna kavuştuğu için ne kadar mutlu olduğunu dillendiren çocuklara yer veriyoruz. Sınıfta yaramazlık yapan çocuklara, asık suratlı öğretmenlere çocuklarımız örnek alır, etkilenirler korkusuyla öykülerde,  masallarda yer vermiyoruz. Öğretmenine isim takmayan (bu satırları yazan da dahil) sevgili okur varsa lütfen parmak kaldırsın. Ama görüyorum ki yok. Bu gerçeğin ne kadarı çocuk kitaplarında yer alıyor? Hiç olmazsa çocuk bakışını, çocuk gerçekliğini  görebiliyor muyuz? Çocuklarımız, kendilerine ya da  yaramazlık yapan arkadaşlarına benzeyen, kötü sözler söyleyen, hayal kuran, derslerini sevmeyen, hep oyun oynamak isteyen, sırasında hakkını arayan, yani; sadece “ÇOCUK” olan bu çocuklara okudukları kitaplarda rastlayabiliyorlar mı? Genellikle hayır. Yukarda dile getirdiğimiz yersiz kaygılar nedeniyle ne yazık ki hayır.

Zehra İpşiroğlu Gergedan Oyunu” nun sunuş bölümünde de böylesi kaygılarını ( ! ) dile getirmiş. “kitabı çocuk dizisinde çıkarırsam büyükler bana çok içerleyebilirler; çünkü, kitabın baş kişisi  Zeynep aklı bir karış havada bir küçük kız, Yani sizin anlayacağınız hiç de örnek bir çocuk değil. Öyle ya çocuk okuyucular Zeynep’ten ya kötü etkilenirse”. 

Zehra İpşiroğlu’nun ciddi olmadığı belli ama, bunu ciddiye alan çevreler yok mu? Çok fazla araştırmaya gerek yok, piyasadaki birkaç okul piyesini incelediğinizde büyümüş de küçülmüş kitap gibi konuşan çocuk olmayan çocuklar, olağanüstü özelliklerle donatılmış yetişkinler, kısacası  hiçbir insani özelliği olmayan kahramanlarla karşılaşabilirsiniz. Nedeni çocukların gördükleri bu tipleri örnek alarak onlara benzemeye çalışmaları düşüncesi. Oysa çocuklar en çok Zeynepleri Elifleri kendilerine yakın görürler, severler. Çünkü onlar da kendilerini görürler, çeşitli etkilerle baskıladığı, olmak istediği, olmak isteyip de olamadığı kendilerini, yapmak isteyip de yapamadıklarını...

Zeynep ve “Konuşan Çınar” ’ın Elif ‘i  kurallarla çevrili bir dünyada belli kalıplar içinde yaşamaya zorlanarak bu kurallara uymaları, verilenleri kabul etmeleri bekleniyor. Kendileri olup, kalıpları kırmak istediklerinde özgür kişilikleri nedeniyle  uyumsuz olarak nitelendiriliyorlar. Oysa ki, bu çocuklar sadece aynı kalıptan çıkma, bildik söylemleri tekrarlama, baskıyı içselleştirme yerine kendi seslerini kendi düşüncelerini duyurmaya çalışıyorlar, kendileri olmak istiyorlar. Bu anlamda kitap, çocukların kendileri gibi olmalarının toplumsal kurallar ve kurumlar içinde ne kadar zor olduğunu göstererek çocuk gözüyle yetişkin dünyasına bir eleştiri getiriyor.

Öte yandan Elif ve Zeynep’in  ortak özellikleri yazar olmak istemeleri. Elif kitabın bir yerinde “gördüklerimi düşündüklerimi, düşlerimi, umutlarımı, öfkemi hep yazacağım” der. Her iki çocuk belki de toplum içindeki kısıtlanmışlığını ve buna olan tepkisini   başkaldırısını tıpkı Yazar İpşiroğlu’nun da yaptığı gibi yazıya dökerek ifade etmekte.

Öte yandan Zehra İpşiroğlu “Pinokyo Kral Übü’nün ülkesinde” adlı oyununda yakından tanıdığımız Pinokyo’yu Kral Übünün ülkesine götürüp, onun toplumsallaşma (insan olma) sürecinde gösterdiği olumlu gelişmeyi tersine çevirerek hepimizin aşina olduğu tipler ve olaylarla olumsuz koşullar altında eğitim öğretim, bilim ve medyanın zorlamasıyla nasıl Übü’ye dönüştüğünü göstermiş. Oyunda yer alan kahramanları hepimiz tanıyoruz. Örneğin koca göbeğiyle yeme içme para ve iktidar tutkusundan başka bir şeyle ilgilenmeyen gücünü baskı ve şiddetten alan Übü, öğretmen, yargıç, bilim adamı olarak karşımıza çıkıyor. Üç kağıtçı, dini sömürü aracı yapan, kişisel çıkarları söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan yalan söyleyen Tilki ile Kedi, kendi sanatından başka bir şey düşünmeyen Gepetto Usta, bildiğimiz bir çok masal kahramanı, her biri birer Übü olmaya koşullanmış Übükoplar ve diğerleri... ... Zehra İpşiroğlu bu tipler aracılığıyla içselleştirdiğimiz, günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen şiddete baskıya dikkat çekiyor. Günümüzde kral Übü  ve diğerleri, hiçbiri bizlere yabancı değil artık. Medya, teknolojik gelişmeler, ekonomik sistemin koşullanmışlıkları bizleri hızla Übülerin egemen olduğu bir dünyaya doğru götürüyor. Çeşitli masal figürleriyle naif bir çocuk oyunu gibi başlayan oyun oldukça acımasız bir kara güldürü olarak gelişiyor. Böylece çocuğun kendi kimliğini bulmasına izin vermeyen tüketici ve yıkıcı güçlere gönderme yaparak “çocuk hakları” sorununu gündeme getiriyor.

 

Her üç kitaba da bir kez daha göz attığımızda şunu sorabiliriz. Bu kitaplar çocuk kitapları mı? Aslında yazar da bu soruyu kendi kendine soruyor ve “ideal okuyucunun on bir yaşında ya da elli bir yaşında olması hiç fark etmez. Onun tek özelliği var: İçindeki çocuk İçindeki çocuğu yaşatabilmesi” diyor. Kahramanlarının içinde küçük çocuklar, Pinokyo ya da diğer masal kahramanlarının  olması okuyucuyu yanıltmasın, çocukların gözüyle yetişkin dünyasına yapılan eleştiriler yetişkin dünyasına tutulan bir ayna görümünde. Orada herkes kendini görebilir, tabii eğer isterse... Toplumumuzda her alanda var olan otoriter yapı Eliflerin Zeyneplerin var olma mücadelelerini her geçen gün biraz daha zorlaştırıyor. Pinokyoların Übüleştirilmeye çalışıldığı günümüz koşullarında çocukların işi gerçekten çok zor.

 Size bir sır vermemi ister misiniz? Zeynep de, Elif de aslında yazarın kendisi. İnanın doğru söylüyorum. Kendisini tanıyorum. O hepimizin bildiği bir çocuk, hayaller kuran, hikayeler yazan, sadece olduğu gibi olmaya çalışarak var olma savaşı veren küçük bir çocuk Bakmayın onun Profesör olduğuna, aslında içinde bir yerlerde haşarı bir çocuk, Elif ,  Zeynep  saklı. Yoksa nasıl görebilirdi gerçekleri böylesine çocuk gözüyle, yoksa nasıl yazardı tüm bunları...

Gergedan Oyunu Yapı Kredi Yayınları  1997

Konuşan Çınar Adam Yayınları 1998

Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesinde Çınar Yayınları 2003

 

 


Versiyon 29.03.2011 saat onda 12:27:30