Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEÇocuk kitaplarıŞimdiki Çocuklar Hala Harika

Şimdiki Çocuklar Hala Harika

Cumhuriyet

Nihal Denizalp

Aziz Nesin’in 90. Yıldönümünde Aziz Nesin’e Armağan: ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’

Zehra İpşiroğlu’yla söyleşi

Aziz Nesin’in   ünlü  mektup romanı ‘Şimdiki Çocuklar Harika’ya gönderme yaparak yazdığınız mail romanınız ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ Toroslu yayinlarinda yeni  çıktı. Aziz Nesin’in kitabında olduğu gibi bu kitapta da büyüklerle çocukların ilişkileri gülen, daha doğrusu dalga geçen bir gözle irdeleniyor. Aziz Nesin’den ne açıdan etkilendiniz?

Aziz Nesin  bence dünyaca usta bir taşlama yazarı. Bir dönem anımsıyorum, taşlama türü yazının diğer türlerinden soyutlanarak Aziz Nesin edebiyatcı sayılır mı sayılmaz mı tartışmaları yapılıyordu.Bundan daha saçma bir şey olabilir mi? Aziz Nesin beni çocukluğumdan bu yana  her zaman çok etkileyen bir yazar olmuştur. Nitekim  üniversite yaşamına atıldıktan sonra, onunla ilgili olarak yurtdışında da  çok yayın yaptım.  Onun insan olarak da gençlere açık, sevecen halini,Çatalcadaki çocuklarıyla olan ilişkisini ve   özellikle de sonderecede ciddi bir yüzle şaşırtıcı gözlemler içeren  birbirinden  komik öyküler anlatmasını hiç bir zaman unutamam. En sevdiğim kitaplarından biri olan‘Şimdiki Çocuklar Harika’ hem çocuk haklarını savunan, hem çocuklara hem de yetişkinlere seslenen bir ilk olma özelliğini taşıyordu. İlk kez bir yazar yetişkinlerin çocuklarla ilişkilerindeki bozukluklara parmak basıyordu. Aradan geçen neredeyse yarım yüzyıl içinde çocuk hakları gerçi gündemden çıkmaz oldu, ama gene de  ataerkil aile sistemi, otoriter eğitim gibi Aziz Nesin’in kitabında değindiği bir çok sorun sürüp gidiyor. Bu açıdan bu kitabın devamını yazmak düşüncesi kafamda oluştu.  Aziz Nesin’de birbirleriyle mektuplaşan çocuklar aynı kesimin çocukları, benim kitabımda farklı toplumsal katmanlardan geliyorlar. Çocuklardan biri aydın bir kesimin çocuğu, öteki ise  geleneksel  yapılı bir aileden geliyor. Bu açıdan da paylaştıkları ortak sorunlar olmakla birlikte birbirlerinden ayrıldıkları noktalar da var. Sözgelimi aydın aileden gelen geleneksel aile yapısı çözülmüş olduğundan, ister istemez yalnızlık çekiyor, buna karşılık öteki çocuk da ataerkil bir aile yapılanması altında eziliyor.

Beni etkileyen doğrudan çocukların bakışını ve dünyasını yakalamış olmanız. Yazar olarak sizin düşünceleriniz ya da görüşleriniz, kısaca sizin dünyaya bakışınız pek hissedilmiyor kitapta.

Bu söylediğiniz ne kadar doğru bilemem.Kendimi olabildiğince geri plana çekerek çocukları konuşturmaya çalıştım. Gene de  çocuğu birey olarak kabul edemeyen ataerkil yapılanmaya, geleneklere elbette ki karşı bir duruşum var. Öte yandan modernleşmenin getirdiği sorunları da  gözardı edemeyiz. Sonuçta benim de Aziz Nesin gibi savunduğum kız erkek ayırımı yapmadan çocuk haklarına sahip çıkılması.Bu  duruş  gençler için yazdığım diğer kitaplarım da

da var. ‘Gergedan Oyunu’ ve ‘Konuşan Çınar’ı düşünüyorum örneğin. Bütün kitaplarımın çocuk kişileri geleneksel yapılanmayla modernleşme arasında zaman zaman küçük, zaman zaman büyük ve yıpratıcı çatışmalar yaşıyorlar. Bu çatışmayı sizin de vurguladığınız gibi doğrudan çocukların bakışından, onların dünyasına girerek  anlatmaya çalışıyorum.Çocuk bakışı  üzerinde hiç düşünmediğimiz, doğal saydığımız bir çok şeyi farklı bir açıdan görmemizi sağlıyor.

Çocuk bakışı anlatılanları komikleştiriyor. Bu açıdan sizin kitaplarınızın da taşlama özelliği olduğu söylenilebilir sanırım?

Evet ama bu Aziz Nesin’deki gibi değil. Aziz Nesin büyük bir taşlama ustası olarak yaşadığımız gerçeklerle hesaplaşması sonucu birbirinden komik  öyküler yazıyordu.‘Şimdiki Çocuklar Harika’da da çocukların yazdığı her bir mektup  eleştirmek istediği bir sorunu iyice gülünçleştirerek  gündeme getiriyor. Ben taşlama yazarı değilim. Ama çocukların bakışıyla ister istemez dil, tip ve durum  güldürüsü oluşuyor. Bu tabii  bütün kitaplarımda var.

Kimi kez de karagüldürüyü kullanıyorsunuz.Gene çocuk hakları konusunu gündeme getirdiğiniz  ‘Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesi’nde oyununda olduğu gibi.

Evet ama ‘Pinokyo Kral Übü’nün Ülkesi’nde bir çocuk oyunu değil.

Yazın tarihindeki önemli iki figürü karşılaştıran grotesk bir kukla oyunu. Gençlere yönelik olarak sahnelenebilir kuşkusuz ama temelinde çocuk oyunu değil. Son yazdığım otobiyografik özellikleri olan deneme romanım ‘İzler, Burada ve Orada’da da  kara güldürüden geniş çapta yararlandım. Ama çocuk kitaplarımda kullanmıyorum,  çünkü çocukların anlayabilecekleri bir  üslup değil. Kara güldürü  adı üstünde, acı bir  güldürü, bir çıkmazı gösteriyor.

Yani çok farklı bir şey. Çocuklara yazdıklarımda ise hep bir umut var, bir ışık var. Bu çok önemli. Çünkü gelecek çocukların.

Sizin kitabınız da Aziz Nesin’in kitabı gibi hem  çocuklara hem de yetişkinlere seslenen çok katmanlı bir kitap. Kitabı yazarken nasıl bir okuyucu vardı gözünüzün önünde?

Sanırım on yaşın üstünde  büyük küçük herkes vardı. Doğal ki kitabın alımlanması okuyucunun yaşına, birikimine ve konumuna göre

farklı olacaktır. Çocuk okuyucu kendi yaşamından çok şey bulacaktır bu kitapta. Yetişkin okuyucu ise doğrudan kendine yönelik olan eleştirel bakışı ayrımsayacaktır. Öte yandan bu kitap  ÇYDD nin bir projesi olarak Sevim Ak,  Seza Aksoy, Mavisel Yenel ve Nazan Ipşiroğlu’nun kitaplarıyla birlikte ‘Yaratıcı Okuma’ dizisinde çıktı. Bu kitapların okullara da girmesini sağlamak için bu dizide yer alan her kitap için yaratıcı okumayı özendirici malzeme kitapları hazırladık. Amacımız diğer kitapların olduğu gibi bu kitabın da çok katmanlılığını ortaya çıkartarak okuma  alışkanlığı henüz gelişmemiş olan çocuk okuyucuyu da kitapla buluşturmaktı.

Peki sizin kitabınız eleştirel bakışıyla yetişkinleri kızdırmayacak mı?

Aziz Nesin’in kitabı ilk çıktığında şimşekleri üzerine çekmişti, hatta bir yarışmaya gönderilmiş, ama çocuklar için sakıncalıdır gerekçesiyle

ödül alamamıştı. Sizin kitabınızın da benzer bir tepki alması sizce mümkün mü?

Bence hayır. Bugün bir çok sorun hala sürüp gidiyorsa da,  artık üzerinde konuşulup tartışılıyor da. Sorunların açık açık dile getirildiği çok sesli bir toplum olduk. Bu söylediğiniz ilk yazdığım kitap için ‘Gergedan Oyunu ‘için geçerliydi, kitabın on yıl önce Almancası çıktığında yurtdışında çok olumlu tepkiler alırken, bizde ilk anda antipedagojik bir kitap olarak tepkileri üzerinde çekmişti, ama gene de Orhan Kemal ödülünü aldı. Aradan geçen süre içinde çocuk yazarlarının bir kısmında  çocuklara yaklaşımdaki otoriter bakış  kırılmaya başladı. Bu da bence çok olumlu bir gelişme. Eleştirel bakış bu kıtabın çıktığı Yaratıcı okuma  dizisinde yer alan diğer kitaplarda da Sevim Ak’da ya da Seza Kutlar’da da var.Tüketim toplumunun çocuklar üzerinde olumsuz etkisi, kız erkek ayrımcılığı gibi sorunlar onların kitaplarında da gündeme  geliyor. Bugün çocuklar için yazanlardan da beklenen çocuğun gerçeğiyle, yaşadıklarıyla, sorunlarıyla, kimi kez bunalımlarıyla hiç bir süslemeye kaçmadan çok boyutlu bir hesaplaşmanın içine girmeleri. Bu masal ya da fantastik kitaplarda bile böyle. Çocuktur anlamaz düşüncesi artık çoktan geride kaldı.

Kitabınızın ‘Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim’ kitabında olduğu gibi gerçekle kurmacanın içiçe girdiği çok ilginç postmodern bir kurgusu var.Sözgelimi kitabınızda gerçek insanlar da var, Aziz Nesin bile var.Kitabın sonunda da  elektronik posta yoluyla genç okuyucuları da yazmaya çağırıyorsunuz.

Okuyucularımızdan ilginç yazılar alabilirsek, ilerde bunları toplayarak

‘Şimdiki Çocukların Hepsi Harika’ adı altında  yeni bir kitap yayınlayabiliriz.  Aziz Nesin’in‘Şimdiki Çocuklar Harika’sı altmışlı yılların çocuklarını anlatıyordu.‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’doksanlı yılların çocuklarını anlatıyor. ‘Şimdiki Çocukların Hepsi Harika’da bugünün çocuklarının özgün sesi gündeme getirilebilir belki. Tabii bu alacağımız tepkilere bağlı.

Bu günlerde sizin iki kitabınız daha çıktı. Doğan yayınlarında ‘Yapıcılığın Gücü’adlı söyleşi kitabınız, Morpa da ise ‘Yaratıcı Yazma’kitabınız. Bu kitaplar arasında sizce bir bağlantı var mı?

Olmaz olur mu, sonuçta hepsi kendi çalışmalarım. Her bir çalışmanın bir öyküsü, bir geçmişi ve  gelişme süreci var. Her bir çalışmaya katkıda bulunan olaylar,  insanlar ve mekanlar var. Her biri yaşanmışlığın bir parçası.

Türkan Saylan’la kadın haklarından sivil örgütlenmeye, çocuk haklarından

eğitim sorunlarına, aydının toplumdaki konumundan Anadolu’nun en ücra köşelerindeki projelerine değin  bir dizi söyleşiyi içeren ‘Yapıcılığın Gücü’nde her tür ideolojik ve kolektif  koşullandırmanın ötesinde bireyin hakları savunuluyor. Bu bakış ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ kitabının da temelini oluşturuyor. Bu kitabın sizin söylediğiniz gibi  postmodern bir kurgusu bile olsa,  örneğin kitapta metinlerarası etkileşim ağırlıkta ya da kurmaca ve gerçek içiçe  giriyor, duruşunda, iletisinde tıpkı Aziz Nesin’in kitabı gibi aydınlanmacı bir dünya görüşünün izleri ve etkisi  çok belirgin. ‘Yaratıcı yazma’ kitabıma gelince, bu kitapta da amacım  yaratıcı yazma ve okuma yoluyla okuyucunun kendi içindeki  yaratıcı gizilgücü keşfedebilmesi için ipuçları verme. Bu kitap da üniversitedeki  uzun yıllara dayanan birikimimin ve gençlerle çalışmalarımın bir ürünü. ‘Yaratıcı yazma’okumadan çok, bir tür çalışma ve malzeme kitabı.

Söyleşi kitabına adını verdiğiniz ‘Yapıcılığın Gücü’nü  sizin de çalışmalarınızın  tümünü  içeren bir tanımlama  olduğunu düşünüyorum, buna katılıyor musunuz?

Bu başlığı ben Türkan Saylan’ın duruşunu gündeme getirmek için seçtim. Tüm güçlüklere karşın, nasıl yılmadan yapıcı çözümler üretebildiğini gösterebilmek için. Yıkıcı güçlerle nasıl insancıl ve  barışcıl bir açıdan başa çıktığını dile getirebilmek için. Bu açıdan sorunuz bir an şaşırtıcı  geldi ama belki gene de şu açıdan haklı olabilirsiniz, yapıcılık  Türkan Saylan gibi ya da Aziz Nesin gibi benim de yaşam karşısındaki duruşumu oluşturuyor.  Bana göre yaşamın tek anlamı bu. Onun için de  gerek yazar, gerek öğretim üyesi olarak kendi  olanaklarımı sonuna değin kullanarak elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ne kadar başarıyorum bilemem, ama en azından yapıcılık yolunda bir çabam var. Kuşkusuz bunun  getirdiği mutluluk da bambaşka bir şey. Bir bahçe düşünün bir kaç tohum ekiyorsunuz,  zaman içinde yeşermeye, dallanıp budanmaya başlıyor. Emek verdiğiniz bir şeyin büyüdüğünü, geliştiğini görüyorsunuz. İşte bence mutluluk bu.  Geçenlerde çocuklarla kitapları buluşturmayı amaçlayan yaratıcı okuma dizisini yayına hazırlayanlar olarak dilbilimci Şeyda  Ozil ve öğretmen ve eğitim uzmanı Oya Adalı ile birlikte Darülşafaka’ya gittiğimizde çok hoş bir süprizle karşılaştık. ÇYDD çerçevesinde  Yaratıcı öğretim  doğrultusunda yıllardır süren çalışmalarımızı  orada çalışan öğretmenler bütünüyle benimsemişler, kendileri de o doğrultuda çalışıyorlar. Bu beni çok heyecanlandırdı. Bir şeyi başlatıyorsunuz,  sonra da devamının geldiğini, geliştiğini, büyüdüğünü, farklı biçimlere girdiğini görüyorsunuz. Tabii yazar olarak bıraktığınız izleri böylesine somut bir biçimde göremezsiniz ama mutlaka bir yerde bir şeyler oluşuyordur. Gençler için yazmanın belki de en hoş yanı bu.

...

Gösteri

Ebru Güneş

Aziz Nesin ‘e 90.Yaşgünü Armağanı: Şimdiki Çocuklar Hala Harika’

Zehra Ipşiroğlu’yla ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ üzerine söyleşi

Aziz Nesin’e atfettiğiniz ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ kitabı Toroslu yayınlarında yeni çıktı. Aziz Nesin’e gerçekten hiç beklenilmedik çok güzel bir armağan oldu bu kitap.

Aziz Nesin’i büyük bir sevgiyle anıyorum. Çocukluğumda ‘Şimdiki Çocuklar Harika’elimden düşmeyen bir kitaptı. Bir yazar düşünün ki, çocuk olarak sizi adam yerine koyuyor, ciddiye alıyor, bundan güzel bir şey olabilir mi? Aziz Nesin benim her zaman derin bir sevgi ve hayranlık duyduğum bir yazardır. Seksenli yıllarda onunla tanıştıktan sonra da kaç kez Çatalca”daki çiftliğine gittim. Almanya’da onun yapıtları üzerine inceleme yazıları yazıp yayınladım.Kendisi de bana bütün bu çalışmalarımda her zaman çok yardımcı olmuştur. Doksanlı yıllarda bilimsel çalışmalardan tam uzaklaşarak demiyeceğim ama biraz mesafe alarak ben de yazmaya, özellikle de çocuklar için yazmaya başladıktan sonra, ‘Şimdiki Çocuklar Harika’ kitabını yeni bir gözle okumaya başladım. Aziz Nesin bu kitapta gerçi benim çocukluğumu anlatıyordu ama aradan geçen yıllar içinde ne yazık ki pek değişen bir şey yoktu. İşte neyin değişip neyin değişmediği üzerine düşünürken ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ kitabı yavaş yavaş kafamda oluşmaya başladı. Sonunda geçen yıl bu kitabı kaleme aldım.Önceleri bunu Nesin Vakfına armağan olarak düşünmüştüm ama biliyorsunuz yıllardır Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinde yayın yapıyorum. Bu kez de onlardan kopamadım. Böylece bu kitap Sevim Ak, Seza Aksoy, Nazan Ipşiroğlu ve Mavisel Yener’in kitaplarıyla birlikte Yaratıcı okuma dizimizde Toroslu yayınlarında çıktı. Yaratıcı okuma hoş bir proje olduğu için, Aziz Nesin de yaşasaydı buna çok sevinirdi diye düşünüyorum.

Bu projeyi biraz anlatır mısınız?

Amaç çocukları kitapla buluşturma. Okuma özürlü bir toplum olmamızın nedeni sadece medyanın olumsuz etkisi değil bence. Çocukları kitapların düş gücünü ve düşünme yetisini geliştirici renkli dünyasına yeterince sokamıyoruz. Belki ayrıcalıklı bir kesimin çocukları okuyorlar ama evlerine boyalı magazinden başka bir şey girmeyenlerin çocukları okumadan ister istemez uzak kalıyor. İşte bizler de, bizler derken dilbilimci meslektaşım ve arkadaşım Prof.Dr. Şeyda Ozil’i, sanat tarihcisi ve müzisyen Nazan İpşiroğlu’yu ve eğitim uzmanı ve öğretmen Oya Adalı’yı kastediyorum, yeni arayışlar içinde olan öğretmenlere destek olmak amacıyla bu diziyi hazırladık. Yazarlara ısmarladığımız her kitaba çocukların yaratıcılıklarını geliştirici ve onların kitapların dünyasına girmelerini kolaylaştırıcı sorular ve çalışma önerileriyle çok zengin bir malzeme hazırladık. Bütünüyle yaratıcılığı temel alan bu malzeme, alışıldık okul alıştırmalarına hiç de benzemiyor.Umarız bu kitaplar okullara da girer. Şiir, öykü, mektup roman gibi türlerini içeren bu kitapların içinde Nazan İpşiroğlu’nun hazırladığı ‘Resimlerle Konuşalım’ kitabı çocukları resim dünyasının içine soktuğundan bir ilk olma özelliği taşıyor. Bunu da özellikle vurgulamak isterim.Bizde hiç de önemsenmeyen görsel eğitim, aslında okumanın da temelini oluşturuyor.Çünkü düşünme görmeyle başlıyor. Yaratıcı okuma projesi yazarından ressamına, öğretim üyelerinden üniversitedeki öğrencilerime değin çok kimsenin katıldığı verimli bir ekip çalışması olarak gelişti.

Dilerseniz gene sizin kitabınıza dönelim. Neden şimdiki çocuklar hala harika?

Bana sorarsanız, çocuklar her zaman harika, çünkü cin gibiler, hele günümüz çocukları. Ama biz yetişkinler onlarla ilişkimizde hala

çocuktur anlamaz koşullandırılması içindeyiz. Bakın ben öyle cin gibi bir çocuk değildim, kendi düş dünyamın içinde yaşıyordum. Öyle olduğu halde Aziz Nesin’in ‘Şimdiki Çocuklar Harika’sını okuduğumda, doğrudan beni ciddiye aldığı, benim sorunlarımı gündeme getirdiği için çok ama çok etkilenmiştim.

Öte yandan Amicis’in okullarımıza yıllar yılı önerilen ‘Çocuk Kalbi’ gibi bir kitaptan nefret etmiştim. Vatan millet sakarya edebiyatı dolu baştan aşağa sahte bir kitap olduğu ve çocukları da kelimenin tam anlamıyla aptal yerine koyduğu için. Bakın bizde ‘Büyüklere saygı, çocuklara sevgi’ diye bir özdeyiş vardır ya, bence bu çok yanlış.Çünkü saygıyı çocuklara da göstermek zorundayız. Karşılıklı bir sevgi ve saygı her zaman olmalı. Çocuklara saygıyı öğrenebilsek, yaşamımızda çok şey değişebilirdi.

Sizce çocuklara karşı bu yanlış koşullanma nereden kaynaklanıyor?

Otoriter yapılanmadan elbette. Yetişkinler çocuğu çoğu kez kendi kişiliği olan bir birey olarak göremiyorlar. Görebilseler, onun gelişmesine gerçekten katkıda bulunabilirlerdi. Bunu aile içi eğitimden okuldaki eğitime, çocuklar için yapılan programlardan yayınlara değin çocuklarla ilgili her alanda görebiliyoruz. Çocukları koruma ya da onları eğitme adına onların gelişmelerini ve kendi yollarını bulmalarını, bağımsızlık kazanmalarını sürekli olarak engelliyoruz. Otoriter düşünceyi öylesine içselleştirmişiz ki bunun ayırımında bile değiliz.

Sizce Aziz Nesin’in ‘Şimdiki Çocuklar Harika’sından bu yana hiç bir şey değişmedi mi?

Otoriter yapılanmayı aşma arayışları var. Ama bu çok küçük bir kesimle sınırlı kalıyor, yani geniş halk tabanlarına ulaşamıyor.Bu arada özellikle din ve gelenekler doğal ki hep olumsuz etkenler olarak çıkıyor karşımıza. Öte yandan son yıllarda demokratik bir toplum yaratma doğrultusunda çaba gösteren sivil örgütlenmenin olumlu katkıları da göz ardı edilemez.

Aziz Nesin’in mektup romanı sizde mail romanına dönüşmüş, bu da

Aziz Nesin’in dönemi ile bugün arasındaki farkı gösteriyor sanırım

Tabii teknik alanda inanılmaz derecede hızlı bir gelişme var.

Bu hızın üçte biri zihinlerimizde de oluşsa, bir çok sorunu kendiliğinden çözümleyebilirdik. Kitabımda ben mektup yerine elektronik postayı tercih edince, ister istermez kitabın kurgusu da Aziz Nesin’in kitabından farklı bir biçimde gelişti.Aziz Nesin’de çocuklar birbirlerine uzun uzun mektup yazarak büyüklerle ilişkilerindeki bozuklukları ve sorunları dile getiriyorlardı. Her bir mektupla yeni bir öykü gündeme geliyordu. Benim kitabımda posta trafiği çok daha hızlı geliştiğinden, anlatılan olaylar da doğal bir biçimde içiçe giriyor.

Çocuklar birbirleriyle anlık yaşantılarını, duygularını, heyecanlarını paylaşabiliyorlar.Öyle anlar oluyor ki, sanki aynı yerde, birlikte yaşıyor gibiler. Bence mektup türü biraz günlük tutmaya da benziyor.

Geçmişte yaşadığınız bir olayı şöyle şöyle olmuştu diye anlatıyorsunuz. Ama elektronik iletişimde her şey çok hızlı geliştiği için, geçmiş ve bugün içiçe giriyor. Bu kurgu çocukların bakışını da, yani onların anlık duygularını, tepkilerini, düşüncelerini daha kolay yakalamamı sağladı.

‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’da, ilginç olan İstanbul ve Fethiye arasında süren bu mektuplaşmanın hem farklı mekanları, hem de farklı yaşam biçimlerini gündeme getirmesi. Kitabın çocuk kahramanları Deniz ve Doğan’ın yaşamları birbirbinden çok farklı. İki ayrı kent ve iki ayrı yaşam burada sözkonusu olan. Bu seçimi romana bir çok seslilik getirme amacıyla mı yaptınız?

Tabii. Fethiye sevimli bir Akdeniz kenti ama sonuçta taşra.

Doğan’ın ailesi de konu komşu ne der’e önem veren oldukca tutucu

bir aile. Deniz ise Istanbul’un batı yakasında yaşıyor ve modern ve aydın bir çevrenin içinde. Bu ikilem hem farklı bakış açılarını gündeme getirmemi, hem de farklı sorunları ele almamı sağladı. Aynı zamanda zaman zaman çocukların arasında çatışma noktalarının da oluşmasına yol açtı.

Diğer kitaplarınızda, örneğin ‘Gergedan Oyunu’ ya da ‘Konuşan Çınar’da olduğu gibi bu kitapta da çocukların bakış açısından bizim, yani yetişkinlerin dünyası birden iyice gülünçleşiyor.

Çocukların bakış açısından yetişkinlerin dünyası ve çocuklarla ilişkileri Brecht’in tanımıyla yabancılaştırılıyor. Yani hiç sorgulamadan körükörüne benimsediğimiz kimi olaylar, kısaca olağan olan, sıradan olan öyle bir biçimde ele alınıyor ki sıradanlıktan çıkıyor. Örneğin günümüzde çok ama çok önemli olan imaj olgusu çocuk bakışıyla öyle bir ters yüz ediliyor ki, ister istemez üzerinde düşünmeye başlıyorsunuz. Bunun gibi bir sürü konu ve sorun iyice komikleştirilerek ele alınıyor bu kitapta, sözgelimi aterkil aile, kız erkek ayrımcılığı, otoriter ve baskıcı okul, şiddet gibi.

İşte bu nokta da kitabınız tıpkı diğer kitaplarınız gibi çocuk kitabı olmaktan çıkıyor, yetişkinlere de sesleniyor. Kitabı yazarken yetişkin okuyucuyu mu, yoksa çocuk okuyucuyu mu gözönüne aldınız?

Benim bence çok şanslı yanım içimde hep bir çocuğun yaşaması.

İçindeki çocuğu yaşatabilen yetişkinler yazdıkları kitaplarda isteseler de istemeseler de her iki kesime de seslenebiliyorlar. Bizde çok sevilerek okunan ‘Şeker Portakalı’ kitabını düşünün örneğin ya da ‘Tom Sawyer’i ya da Roal Dahl”in ‘Çarli’nin Çikolata Fabrikası’ ya da ‘Mathilda’sını, çok farklı çizgide olan bu kitapların hiç biri salt çocuk kitabı değil.Öte yandan bugünlerde ne yazık ki unutulmuş gibi görünen ama çok sevdiğim bir yazar olan William Saroyan’ı düşünüyorum da, yetişkinler için yazıyor ama içinde hep bir çocuk var. Bu nedenle roman ve öykülerindeki yetişkinler zaman zaman çocuk, buna karşılık çocuklar büyük gibi. Açıkca kitabı yazarken okuyucuyu pek düşünmedim, sadece içimdeki çocuğun sesine kulak vererek çocukların dünyasının içine girdim, hepsi bu. Evet benim içimde hep bu ikilik var. Biliyorsunuz cinsel açıdan iki cinse de ilgi duyanlara biseksuel deniyor, ama yetişkin olup da içindeki çocuğu yaşatanları tanımlayan bir kavram ne yazık ki yok.

Ama bu bakış yetişkinler için yazdıklarınızda örneğin deneme romanınız ‘İzler’de ya da minimalist öyküleriniz ‘Yollar, Yerler;Yüzler’de pek yok sanırım?

Kimbilir o zaman içimdeki çocuk belki de uyuyordur. Ama sorunları yabancılaştıran, altüst eden bir bakış, bir tür başkaldırı hep var sanırım. Sadece dile getiriliş biçimi farklı, belki daha karmaşık ve soyut. Ama sanırım önemli bir noktaya parmak bastınız. İçimdeki çocuğun uyumasına pek izin vermemeliyim. O zaman doğrudan yetişkinler için yazdıklarımda da çok daha farklı bir renk ve boyut yakalayabilirim belki de.

Zehra İpşiroğlu

Aziz Nesin ve İnsan Yetiştirme Sanatı

Aziz Nesin’i ilgilendiren konuların başında ‘insan yetiştirme sanatı’ geliyordu. Geleceğimizi nasıl tasarlıyoruz, çocuklarımıza nasıl bir yatırım yapıyoruz, yarınlara nasıl bir kuşak kazandırıyoruz? Nesin hem bir taşlama ustasının sivri bakışıyla insan yetiştirme sanatında nasıl tökezlediğimizi

dile getiriyor, hem de Çatalca’da çocuklar için kurduğu Vakıfla yapıcı bir çözüm modeli sunuyordu. Bu modelle kendi eğitim anlayışının temel ilkelerini de üreticilik, eleştirel ve sorgulayıcı bakışın geliştirilmesi, aşağılık kompleksinden

kurtulma ve kendine değer vermeyi öğrenme, özgün olabilme, düşgücünü geliştirme olarak belirliyordu, bu ilkelerin gerçekleştirilebilmesini de, cezasız bir eğitim anlayışına bağlıyordu. Nesin’in ölümünden sonra da Vakfın yaşamını sürdürebilmesi, atılan tohumların sağlamlığını gösteriyor. Bu açıdan hiç bir çamur atma kampanyası, ne kadar yaralayıcı ve kırıcı olursa olsun, Vakfa zarar veremez.

Nesin’e göre otoriter sistemin çarkları arasında ezilen bir toplum, insan yetiştirme sanatında da doğal olarak sınıfta kalacaktı. Bu nedenle yapıtlarında şiddet kültürüyle yoğurulmuş olan otoriter kimliğe karşı çıkıyordu.

Bireyi birey yapan düşünme, sorgulama ve eleştirme yetisi.

Bunun toplumumuzda eksik olmasını otoriter Islam geleneğinden ataerkil yapılanmaya, yetersiz bir eğitim ve öğretim sisteminden sosyal sorunlara değin çeşitli nedenlere bağlıyor Nesin. Deneme yazılarında aydınlanmacı düşünceyi savunarak her tür bağnazlığa karşı çıkarken, mizah öykülerinde de düşünme özürlü bir toplumu kıyasıya eleştiriyor. Altmışlı yıllarda yazdığı mektup romanı

‘Şimdiki Çocuklar Harika’da aksayan eğitim sistemimizi eleştiriyordu. Ailelerin çocuklarıyla ilişkilerindeki ikyüzlülüklerinden feodal yapılanmaya, ezberci okul sisteminden vatan millet sakarya edebiyatına değin yetişkin -çocuk ilişkisindeki aksamaları çocukların bakışından anlatıyordu bu kitapta. Kitabının başında sözü edilen araştırmada farklı katmanlardan gelen çocuklara ‘Siz baba olsanız, babanız da çocuğunuz, olsa ne ceza verirdiniz?’diye soruluyor. Özellikle altkatmandan gelen çocukların babalarına verdikleri cezalar onların şiddet kültürünün içinde nasıl yoğurulduklarını gözler önüne serdiğinden çok düşündürücü. Örneğin ‘Onu topal ata bindirirdim.Üstüne çadır örterdim. Çadırın tepesine de bir bıçak asardım. At topalladıkca bıçak kafasına dokunsun, akıllansın’. Yaklaşık otuz yıl sonra aynı soruşturmayı üniversite bünyesinde bir okulda yaptığımızda. ‘kulaklarından duvara asmadan eşek sudan gelinceye kadar dövmeye, aç bırakmadan falakaya yatırmaya’ değin öngörülen cezalar şiddet kültüründe hiç bir azalma olmadığını açıkca gösteriyordu.

‘Şimdiki Çocuklar Harika’ ilk yayınlandığında, öylesine şimşekleri üzerine çekmişti ki, katıldığı roman yarışmasında öğretmenleri küçük düşürdüğü gerekçesiyle sakıncalı bulunarak elenmişti. Şaşırtıcı olan kitabı eleyen jüri üyelerinin sayısız ürün vermiş tanınmış yazarlardan oluşmasıydı. Bu da otoriter bakışı aydınlarımızın bile ne kadar içselleştirdiğinin tipik bir göstergesi. Öyle olunca da ister istemez otosansür devreye giriyor. Sorunları görüyoruz, biliyoruz ama görmemeyi ve söylememeyi tercih ediyoruz. A. Nesin ‘Korkudan Korkmak’ adlı kitabında bunu otoriter bir toplumun bireyler üzerine korku üreten baskısıyla açıklıyor.

Böylece bireysel kimliğin yerini kolektif kimlik alıyor.

Aziz Nesin’in de tüm yaşamı boyunca karşı bu kollektif kimliğe, hep başkalarına göre hareket etme, birey olamama olgusuna karşı çıkıyor. Mizahı da bu davranışa karşı vurucu gücüyle etkileyici bir panzehir oluşturuyor.

Aziz Nesin’in altmışlı yıllarda yazdığı ‘Şimdiki Çocuklar Harika’dan bu yana ne değişti, ne değişmedi ? Bu soru beni ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’ adlı mail romanı yazmaya yönlendirdi. Aradan geçen neredeyse yarım yüzyıllık süre içinde bazı şeyler sürekliğini koruyor, çocuğa pek söz hakkı tanımayan baskıcı okul sistemi ya da ataerkil aile yapılanması ya da kız erkek ayrımcılığı gibi. Teknolojik alanda çok şey değişti ama beyinler değişmedi. Tersine otoriter sistem giderek çığırından çıktı. Bugün şiddet kültürünün içinde yaşıyoruz. Çocuklarımız da bundan paylarını alıyor.Nesin Vakfını karalama olayı bunun en son örneği. Ama şu da var ki, ‘Şimdiki Çocuklar Hala Harika’nın çocukları gözlemleyici ve sorgulayıcı gizilgüçleriyle Aziz Nesin’in çocukları. Bu da karanlık bir dönemde tek umut, tek ışık belki de. Tıpkı Nesin Vakfında yetişen onca çocuğun saçtığı ışık gibi.


Versiyon 23.03.2011 saat onda 11:34:46