Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEDeneme ve eleştiri kitaplarıYaratıcı Yazma

Yaratıcı Yazma

Zehra Ipşiroğlu

YARATICI YAZMANIN ÖNEMI  ve YARATICI YAZMA  DİZİSİ  ÜZERİNE

‘Kişinin hayatın yaşamaya değer olduğunu hissetmesini sağlayan her şeyden önce yaratıcılık kavrayışıdır’[1]

Morpa yayınlarında yazma dizisinin ilk kitabı çıktı:  ‘Yaratıcı Yazma, yaratıcı yazma çalışmalarında yazınsal metinlerin işlevi’.Bu kitapta  çeşitli örnekler ve alıştırmalarla yaratıcı yazma çalışmalarında yazınsal metinlerden nasıl yararlanılabileceğini gösteriyor. Gene yetişkinlere yönelik olan  ikinci kitap ise  resim, fotoğraf, karikatür, film, reklam, tiyatro gibi  malzemelerden yararlanarak görsellikte odaklaşıyor. Ve bugünlerde yayınlanmak üzere. Her iki kitapta da  seçilen örneklerin büyük bölümü azınlık  olmak, çok kültürlülük, toplumsal cinsiyet, insan hakları  gibi güncel bir izlekten ya da sorundan  yola çıkan çalışmaları içeriyor.

Dizinin ilk kitabında  yer alan kurmaca ya da kurmaca olmayan yazınsal metin türleri çeşitli yazma oyunlarını içeren serbest çalışmalardan, deneme, röportaj türü çalışmalara ya da  otobiyografik yazmaya değin oldukca zengin bir yelpazeyi de içeriyor. Amaç bizde şu sırada özellikle İngilizceden çevrilen yaratıcı yazma kitaplarında olduğu gibi öykü ya da roman yazmayı öğretmek değil, bireyin kendi sesini duyabileceği, içindeki yaratıcı gizilgücü keşfedebileceği bir çalışma ortamını  sağlayarak, yazma itkisini harekete geçirmek. Dizi özellikle  eğitimcilere sesleniyor. Eğitim ve öğretim sistemimiz hazır bilgi ve ezberciliğe dayandığından, özgür düşünebilmekte, düşüncelerimizi, duyularımızı,  yaşantılarımızı sözlü ya da yazılı olarak dile getirebilmekte güçlük çekiyoruz. Avrupa ülkeleri çapında yürütülen Pisa araştırmaları  öğretim alanında  diğer Avrupa ülkelerinin ne kadar gerisinde olduğumuzu açıkca ortaya koydu. Öteyandan doksanlı yılların başlarından bu yana  giderek gelişen  demokratik sivil örgütlenmenin öncülüğünde aktarmacı ve ezberci öğretim sisteminin  sınırlarını kırma  savaşımı içinde olduğumuz da bir gerçek.[2] Yaklaşık yirmi yıldır eğitim ve öğretim alanında da  yenilenme  arayışı içindeyiz.  Bu arayışın  AB’ye uyum süreci içinde büyük dönüşümlere yol açarak,  çağdaş bir öğretimin geçerlik kazanması için gerekli olan altyapısal değişiklikleri de sağlayacağını düşünüyorum.

Yaratıcılık ve özgür düşünme

Yaratıcılık kavramının batı dillerindeki karşılığı ‘Kreativitaet, creativity’dir.

Latince ‘creare’ sözcüğü ‘doğurmak, yaratmak, oluşturmak’ anlamına gelir.[3]

Aktarmacılık ve ezberciliğin  tersi olan üreticilik ve yaratıcılık çağdaş öğretim anlayışının temelini oluşturuyor. Çünkü günümüzde hemen, hemen tüm meslek alanlarında yaratıcılığını kullanarak düşünen ve çözüm üretebilen insanlara gereksinim var.Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yüksek öğretim çapında sürdürülen yaratıcı yazma dersleri de  çağdaş öğretim anlayışının doğal bir uzantısı. Bir çok okullardaki uygulamalarda amaç yazar yetiştirmek değil, yaratıcı gizilgücünü kullanarak düşünebilen ve bunu yazılı olarak dile getirebilen çağdaş insanlar yetiştirmek. Bu açıdan  batı ülkelerinde olduğu gibi bizde de yaratıcı yazmaya önem verilmesi, bu alanda tanınmış  yazarlarımızın öncülüğünde çeşitli yazma kursların açılması,  yaratıcı yazma atölye çalışmalarının sürdürülmesi,  yayınların yapılması, gerçekten her açıdan desteklenmesi gereken çok olumlu bir gelişim.

Yaratıcılığın temelinde bağımsız ve özgür düşünme yatıyor.

Özgür düşünme dediğimizde,  bireyin toplumun dayatmaları ve baskıları karşısında, gene de kendi yolunu seçebilme, kendi olabilme özelliğini, yani içtenliği ve özgünlüğü anlıyoruz.  Yazın alanında yaratıcılık sınırlandırmalara karşı çıkıştır.‘İçtenlik yazarın kendini gerçekten sınırlayan meselelerle mücadele etmesi demektir. Moda akımlar, ideolojiler, otoriterelerin görüşleri, okurların beklentisi yönünde yazmamaktır. Tersinden de söyleyebiliriz. Tüm bunlarla, bu sınırlamalarla çarpışmasıdır.’[4]Özgür düşünmeye dayanan yaratıcılığı etkileyen engellerin başında  kalıplaşmış, klişeleşmiş düşüncelerin, görüşlerin hiç sorgulanmadan içselleştirilmesi geliyor. ‘Bireyin toplumun bir takım değer yargıları karşısında belli statülere kavuşabilmek için ‘başka’ olmaya yanaşmaması, kalıplardan hiç olmazsa belli ölçüde kurtulma ya da onları değiştirme yürekliliğini büyük ölçüde engelliyor.’ [5] İnsanın  kendi olabilmesi, başkalarından bağımsız olarak  kendine özgü olanı keşfedebilmesi ise duyu algılarını harekete geçirerek görme, işitme, duyumsama yetilerini geliştirmesine, kısaca kendini ve çevresini alımlayabilmesine bağlı.

Yaratıcılık ve görsel düşünme

İşte yaratıcılık hem duyu algılarının,  hem de   özgür düşünmenin bir potada bütünleştiği bir noktada oluşuyor. Duyu algıları yeterince eğitilmemiş bir insan bakar ama görmez, işitir ama duymaz,  çevresinde olup bitene karşı duyarsız olduğu gibi, kendisini de tanımaz, kendi olanaklarının, kendi içindeki  gizilgücün bilincinde bile değildir. Bu açıdan da kalıplaşmış düşünme biçimlerini ve söylemleri içselleştirerek hep başkalarının söylediğini yineler. Hep başkalarının ne dediğine önem verir, başkalarına göre yaşar, kendi değil başkaları vardır ya da kendisi başkalarındadır. Yaratıcı yazma doğrudan duyu algılarını  harekete geçirdiğinden, farklı  bir duyarlığın oluşmasını sağlayarak özgür düşünmenin kapılarını açıyor.  Bu açıdan yaratıcı yazmaya her şeyden önce duyuların eğitilmesi gözüyle bakabiliriz ki, buna yalnızca yazar olmak isteyenlerin değil, herkesin  gereksinimi olduğu tartışma  götürmez.Yazma oyunun keyifi, kuralları ve  yöneticinin konumuİnsanın görmeyi, dinlemeyi, düşünmeyi öğrenerek kendi yaratıcılığını keşfetmesinin  verebileceği haz kolay kolay hiç bir haz duygusuyla kıyaslanamaz. Bu aşamaya varana kadar ki süreç  içinde insanın kendini aşabilmesi, kendi sınırlarını kırabilmesi, kendi kendini sorgulayabilmesi engebeli ve güç bile olsa, gene de keyif verici. Bu açıdan yaratıcı yazma çalışmalarının birincil amacının, yazma uğraşından keyif alınmasını sağlayarak  çalışmalara katılanlarda yazmaya karşı istek uyandırmak[6], onları özendirmek olduğu söylenebilir. Bu da özellikle  bu tür çalışmalarda lider konumunda olanlardan aşırı bir duyarlık bekliyor. Yönetici tepeden bakan ve her şeyi bilen konumda olan bir öğretmen değil, yalnızca ipuçları vererek  karşılıklı güvene dayanan, rahat, gerilimsiz bir atmosferin gelişmesini sağlayan bir  kişidir. Sonuçta yazma uğraşı tıpkı okuma gibi eğlenceli bir oyundan başka bir şey değil. Bu da yazma çalışmalarına katılan herkesin de bu oyundan tat alması, aynı zamanda oyunu kurallarına göre oynaması koşulunu da beraberinde getiriyor. Her oyunda olduğu gibi burada da kurallar kuşkusuz önem taşıyor. Bu açıdan da yaratıcı yazmada aklımıza geleni dile  getirebileceğimiz sınırsız bir özgürlük alanından sözedemiyoruz.. Dili iyi kullanma, yazılanların açık seçik ve anlaşılır olması, kullanılan imgelerin, eğretilemelerin özgünlüğü, yazının bütünlüğü içindeki yerleşimi ve işlevi gibi gibi ölçütler yazılan metnin türüne göre gelişen bu kuralları belirliyor.  Yazma çalışmalarını yönlendiren yöneticinin   başarısı  çalışmalara katılanlarla  ilişkisindeki yaratıcılığına bağlı. Bu açıdan gözlemcilik, iletişimsellik, duyarlık, esneklik ve doğaçlama yeteneği, duruma ve koşullara göre  tavır alarak çalışmalara katılanların yaratıcılıklarının  yeşerebileceği bir  ortamın geliştirebilmesi önem kazanıyor

Yazmayı  uğraş edinmek isteyenlere

Yazma dizisi  her ne kadar eğitim kitapları olarak tasarlanmış  olursa olsun, şunu unutmamak  gerekiyor ki  yazmayı uğraş edinme, sadece bir eğitim ve yetenek sorunu değil, bir tür yaşam biçimi. Yazmayı uğraş edinmişseniz, yaşama bakışınız, gözlemleriniz, düşünceleriniz, algılama yetiniz hep bu doğrultuda gelişiyor. Antenleri açık tutmaya, kendi dışınıza çıkmaya çalışıyorsunuz.  Gözlerinizi ne kadar çok açarsanız, görme ve duyma yetilerinizi ne kadar çok geliştirmişseniz, öylesine çok yazma malzemesi bulabilirsiniz. Bu açıdan bir çok yazarın  yanında taşıdığı bir not defteri vardır. Buna karalama defteri ya da bellek kutusu da diyebiliriz. Sürekli malzeme toplar. İlginç bir söz, şaşırtıcı bir olay, sıradışı bir gözlem her şeyi not eder. Başkalarının öykülerini dinlerken, ilginç epizotları  karalama defterine ve elbetteki  belleğine kaydeder. Gözlemcilik, göz duyarlığının geliştirilmesi bu açıdan yazmanın temelini oluşturuyor. Bence bir başka önemli nokta da, yazmanın iç  ve dış dünya arasında kurduğumuz dengeye bağlı olması.Bu dengenin önemli. Günlük yaşamının hayhuyu içinde insanın  algıladıkları üzerinde düşünmeye ve kendi iç sesini dinlemeye hiç zaman bulamaması  yazma engellerinin başında geliyor çünkü. Öte yandan bu denge kurabilmişse,  yazmanın gelişebileceği  temel de   kurulmuş oluyor. Dengenin kurulması  inanmaya, disipline, sürekliliğe ve her şeyden önemlisi yazma eylemine verilen değere bağlı.  Haldun  Taner  Ferhan Şensoy’la yaptığı bir söyleşide  sürekli olarak her gün çalıştığını ve günde yirmi sayfa yazdığını anlatıyordu. Aklına bir şey gelmezse  pencereden  bakıp, dışarda gördüklerini yazarmış. ‚Alacakaranlıkta iki martı sezilir, onları yazarım. Uzaktan bir taka geçer, kıyıda bir deniz kırlangıçı bir böceği paralar, bir minibüs ilkokul çocuklarını toparlamaya gelir, martılar kayalıklara üşüşür, bütün bunları yazarım’[7].Yazdıklarının ne kadarını  ne bağlamda kullanabilecek, ne kadarını çöpe atacaktır, bu ayrı bir konu. Önemli olan  ciddiye alınması gereken  günlük  antrenman. Kuşkusuz bu antrenmanın nasıl  gelişeceği bize bağlı.

Kimi Haldun Taner gibi yirmi sayfa yazar, kimi  bir sayfa, kimi sadece not tutar,

kimi gözünü bir gizli kameraya dönüştürerek her şeyi not eder, herkesin kendine göre bir çalışma  biçemi ve yöntemi vardır.   Bertolt Brecht yazdığı ilk oyunlarına ilişkin bir gözleminde „Ben yürürken, açık havada yazarım oyunlarımı’diye çalışma yöntemini anlatıyordu. ‚Şöyle tada damağa gelen keskin içki kokteylleri hazırlar  gibi sözcüklerimi karıştırırım, onlara duygu, renk ve canlılık katarım..’

Yaratıcı yazma dizimizde sunulan çeşitli çalışma biçimleri ve yöntemleri yazma antrenmanını kolaylaştırıcı bir işlev taşıyor. Yazma her ne kadar bireysel bir etkinlikse de grup içinde  çalışma olanağını sağlayan atölye çalışmaları   bireysel yaratıcılığın filizlenebileceği verimli  bir ortamı yaratıyor.



[1] D.W.Winnicott, Oyun ve Gerçeklik, 1998, S.88

[2] Bu bağlamda kurulduğundan bu yana eğitim ve öğretim alanında bir öncü işlevini sürdüren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin çağdaş öğretimde yeni bir arayışı içeren yayınlarına dikkati çekmek isterim.

[3] İnci San, Sanat ve Eğitim, Ankara 1985, S.33

[4]M.Gülsoy, Büyübozumu, Yaratıcı Yazarlık, Istanbul 2004, S. 55, 57

[5] Tülay Üstündağ, Yaratıcılığa Yolculuk, 2003, S.15

[6] Sakine Eruz, Yazma Uğraşının Gizil Gücü, aynı yapıt S.184

[7] Ferhan Şensoy, Evimiz Dükkanımız, Vitrinimiz Bulunmaz,  Kitaplık, Eylül 2003, S.5

Fakiye Özsoysal Çavuş

Yaratıcı Yazma Atölye Çalışmaları Üzerine Notlar

 

“Türkçe Yaratıcı Yazma Projesi”nin ilk yılında öğrencilerle yapılan çalışmalardan örneklerin yer aldığı “Yazma Uğraşı” adlı kitabın yayınlanmasının ardından, atölye çalışmalarının ikinci yılında Almanca ve Türkçe, iki dilde yapılan yeni uygulamalardan örneklerin yer aldığı geniş bir seçki olarak “Die Lust am Schreiben”i yayınlıyoruz.

 

İkidilli yetişen öğrencilerin, dil kullanımlarını, yaratıcılıklarını ve soyutlama becerilerini geliştirmeyi amaçlayan yaratıcı yazma atölye çalışmalarında bu yıl ele alınan konu “kültürel farklılık” üzerine odaklandı. Yaratıcı yazma atölyesinin Türkçe yapılan uygulamalarında bir yandan görsel ve yazınsal malzeme yardımıyla kısa metinler üretme çalışmaları sürdürülürken, öte yandan önceki yıldan farklı olarak, tiyatro eleştirisi ve oyun yazma çalışmalarına da yer verildi. Bu çalışmalarda öğrenciler, tiyatro oyunları okuma ve çözümleme, belge toplama ve belgesel oyun taslakları hazırlama, tiyatrolara gidip oyun izleme, oyun üzerine tartışma, sahne göstergelerini yorumlama ve tiyatro eleştirisi yazma uğraşlarına girdiler. Bunların yanısıra, bu yıl proje kapsamında, Gesellschaft von Freunden und Förderern der Universität Essen’in desteğiyle, 2003 Nisan-Haziran aylarında Almanya çapında üniversite öğrencilerine yönelik, Almanca ya da Türkçe yazılmış öykülerin katılabildiği, “Kültürel Farklılıklar” konulu bir “Öykü Yarışması” da (Schreibwettbewerb- “Kulturelle Differenzen”) düzenlendi. Yarışma ve proje çeşitli üniversitelerde ve basında ilgiyle karşılandı. Yarışmada derece alan öyküler ve proje hakkında basında çıkan yazılar kitapta yer almakta.

 

Yaratıcı yazma atölye çalışmalarında öykülerden yararlanarak yapılan uygulamalarda Adalet Ağaoğlu’nun “Şiir ve Sinek” ve Nazlı Eray’ın “Kadın Tohumu” adlı öyküleri mekan, zaman ve kişiler açısından değiştirilerek yeniden yazıldı. “Şiir ve Sinek” anne ve kız arasındaki kuşak farkı ve dünya görüşünden kaynaklanan iletişimsizliği anlatan bir öykü. Öyküde, yalnız kaldığında yaşama tutunamayan ev kadını bir annenin evine ve kızına bağımlı kapalı dünyasıyla, başka bir şehirde üniversitede okuyan, edebiyata ve gezmeye meraklı kızın dışa açık dünyası arasındaki uçurumun nasıl büyüdüğü ironik bir dille anlatılıyor. Okul tatilinde annesini ziyarete gelen kız, ev işleriyle geçen bir yaşam içinde annesi için yazdığı şiiri ona okuyacak zaman bulmaya çabalarken, annenin şiirden çok eve giren sinekle ilgilenmesi, kızın dayanma sınırını zorlayarak tatilini yarıda kesmesine ve evden ayrılmasına neden oluyor. Ev içi yaşamın ötesini göremeyen anneyse kızının davranışına bir anlam veremiyor ve yalnız kaldığı için kendine acımaya devam ediyor.

 

Öğrencilerle beraber öykü okunduktan sonra, öykünün Alman bir aileye uyarlanmasının ne tür farklılıklar ortaya çıkaracağı sorulduğunda gelen ilk yanıtlar önyargılı ve Alman anneleri bencillikle, sorumsuzlukla suçlar nitelikteydi. Onlara göre, Alman bir anne belki şiiri dinlerdi, ama kızı için yemek hazırlamaz, evi düzenli tutmaz, kendi iş yaşamı, hobileri, gezme, alışveriş, spor gibi uğraşlarını önemser, kızı geldiği için programını ve rahatını bozmazdı. Bu da bir anneden beklenmeyen bir davranıştı. Oysa öyküye yeniden dönüp kızın annesinden beklentileri üzerine tartışıldığında, iletişimi engelleyen şeyin “iyi anne”(!) rolü olduğu ortaya çıktı. Metnin olay akışı, anne ve kızın dünyaları, beklentileri, öykünün dili, kurgusu, yabancılaştırma etmenleri, simgesel boyutu ve iletisi üzerine yapılan ayrıntılı çözümlemeden sonra, yazılacak uyarlama için daha iyi bir gözlem yapmak gerektiği, Alman anneleri suçlamak yerine, Alman ailelerde iletişim sorunu yaratan noktaları bulmaya çalışmanın daha nesnel bir yaklaşım olacağı sonucuna varıldı. Seminerdeki tartışmalar sırasında öğrencilerin Alman bir aileyle yakın komşuluk, dostluk ilişkileri içinde olmadıkları da ortaya çıktı. Kitabın “Kültürel Farklılık Üzerine Çeşitlemeler” bölümünde Adalet Ağaoğlu’nun “Şiir ve Sinek” adlı öyküsünün, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli öğrencilerin gözünden Alman ailelere uyarlanmış çeşitlemeleri yer almakta.

 

Nazlı Eray’ın “KadınTohumu” adlı öyküsü de, metni değiştirme ve metne çeşitleme yazma uygulamalarında kullanılan öykülerdendi. Fantastik bir kurgusu olan öykü, kadının belli rollerin insanı olarak alınıp satılan bir meta aracına dönüşmesini konu ediniyor. İstenilen, ideal bir eş ve sevgili özelliklerine sahip çeşit çeşit kadın tohumlarının yurtdışındaki bir laboratuvardan getirtilerek satışa sunulduğunu, tohumların toprağa ekilmesinden iki ay sonra etikette yazan  özelliklere sahip ideal bir kadına sahip olunacağını yazan gazete haberiyle başlayan öykü, toplumun kadına, erkeğe ve kadın-erkek ilişkilerine bakışını, içselleştirilmiş toplumsal cinsiyet düşüncesini alaylıyor, eleştiriyor. Atölye çalışmasında, öykünün, öykü ve söylem düzleminde incelenmesi ve çözümlenmesi yapılırken toplumsal cinsiyet ve kültürel farklılıklarla değişen yönleri üzerine de tartışıldı. Daha sonra, öğrenciler grup çalışması yaparak metnin fantastik özelliğini ve iletisini bozmadan metni değiştirme uğraşına girdiler. Kimi grup, tohum satışına devlet-mafya ilişkisini, kimi kaçakçılığı katarak kar amaçlı daha büyük bir çarkın işleyişini de öyküye kattı, kimi grupsa öyküyü erkek tohumu satışı biçiminde değiştirerek öyküden esinlenen yeni bir kurgu oluşturdu. Kitapta bu çalışmayı örnekleyen “Erkek Tohumu” adlı metin, satışı yasal olmayan(!) erkek tohumlarından birini yasadışı yollardan satın alan bir kadının başına gelenleri anlatıyor.

 

Bu yıl yaratıcı yazma atölyesinde tiyatro eleştirisi ve oyun yazma çalışmaları da yer aldı. Oyun yazma çalışmalarında belgesel tiyatro ve Forum Tiyatro üzerinde yoğunlaşıldı. Belgesel tiyatro çalışmalarında Hasibe Kocabay’ın “Belgesel Tiyatro- Gerçek(lik)le Yüzleşmek” adlı kitabı ve İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü öğrencileriyle yaptığı belgesel oyun yazma çalışmaları üzerine notlarından yararlanıldı. Altmışlı yıllarda Almanya’da ortaya çıkan belgesel tiyatro akımında, geçmişte yaşanmış belli olayları ve olayların ardında yatanları, kurmacaya hemen hiç yer vermeden, doğrudan somut belgelerden yola çıkarak sorgulamak, eleştirmek, geçmişle hesaplaşmak amaçlanıyor. Bu bağlamda, Peter Weiss’ın  “Soruşturma”, Heinar Kipphardt’ın “Oppenheimer Olayı” ve Haşmet Zeybek’in “Alpagut Olayı” adlı belgesel oyunları okunarak, metin çözümlemeleri yapıldı. Çözümlemelerde, oyunların yapısal özellikleri, belgesel tiyatroya özgü olan montaj ve yabancılaştırma teknikleri, oyunun estetik yanı, tiyatro dilinin kullanımı, belgelerin biraraya gelişindeki düşünsel çerçeve, inandırıcılık, konunun güncelliği ve yazarın dünya görüşü üzerinde duruldu. Bu çözümlemeler, öğrencilerin kendi yazacakları belgesel oyun taslaklarını nasıl oluşturacaklarını anlamalarında yardımcı oldu. Öğrenciler çalışma gruplarını oluşturdular, gruplar oyun taslağı için, “Maraş Olayları”, “Cezaevi Operasyonları”, “Solingen Olayı”, “Töre Cinayetleri”, “BP’nin Nijerya Olayı” ve “Getto ve Uyum” konularını seçtiler, amaçlarını belirlediler ve olayla ilgili belgeleri topladılar.  Daha sonra oyun taslağının düşünsel tasarımı oluşturuldu ve oyun kurgusu tasarlandı, toplanan belgeler buna göre seçilip ayıklandı, ardından montajlandı ve yazıldı. Her grup hazırladıkları oyun taslaklarına, konu seçimindeki amaçlarını ve oyun kurgularını nasıl biçimlendirdiklerini açıklayan bir sunuş yazdılar. Bu oyun taslaklarında öğrencilerin yaratıcılıkları, belgeleri montajlama, yabancılaştırma ögelerini, gerilimi, düşünsel akışı ve eleştirel bakışı oluşturma biçimlerinde, sahnelemeye yönelik buluşlarında kendini gösterdi.

 

Oyun yazma atölyesinde Augusto Boal’in Forum Tiyatro uygulamalarından yola çıkan çalışmalar da yapıldı. Nihal Kuyumcu’nun, Forum Tiyatro’nun kuram ve uygulamalarını içeren “Haydi Çocuklar Sahneye” adlı kitabı atölye çalışmasının biçimlenmesinde yol gösterici oldu. Forum Tiyatro, içselleştirilen baskıların ortaya çıkarılmasını ve baskılardan kurtulmak için çözüm önerileri üretilmesini amaçlıyor. Forum Tiyatro, katılımcılara yazar-oyuncu-izleyici rollerini içiçe deneyimleme ve oyunu değiştirme olanağı da veriyor. Böylece katılımcılar, kendi sorunlarını kendi koşulları içinde değerlendirme, farklı bakış açıları geliştirme ve pratik değeri olan, geçerli çözümler üretme çabasına giriyorlar. Yazma atölyesinde bu tür bir uygulamanın her aşaması gerçekleştirilmedi. Yalnızca sorun odaklı kısa oyun taslakları yazma üzerine yoğunlaşıldı. Çalışma grupları, baskının ortaya çıktığı durumları gösteren ve oyun kişisinin baskıya maruz kaldığı en gerilimli çatışma anında kesilen taslaklar ürettiler. Kadın-erkek ilişkileri, aile baskısı, kuşak çatışması, işten çıkarılmalarla ilgili sorunları ele alan bu metinler, düşünsel tasarım, kurgu bütünlüğü, diyalogların inandırıcılığı ve sorunu ortaya koyma biçimleri açısından değerlendirildi, eleştirilen noktalar değiştirildi, yeniden düzenlendi. Sahne üzeri uygulamaları yazma atölyesinin çalışma alanı dışında kaldığı için, üretilen metinler Forum Tiyatro’ya özgü sahnelenme ve izleyici katılımıyla değiştirilme aşamalarından geçmediler.

 

Tiyatroya meraklı bir grup öğrenciyle gerçekleştirilen tiyatro eleştirisi yazma atölyesinde, klasik oyunların çağdaş yorumları üzerinde duruldu. 2003-2004 tiyatro sezonunda Theater an der Ruhr’un çağdaş yorumla sahnelediği Sofokles’in “Antigone” adlı Antik Yunan tragedyası ve Shakespeare’in “Titus Andronicus” adlı oyunu, Bochum Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği Harold Pinter’in “Git-Gel Dolap” adlı absurd tiyatro klasiği, tiyatro eleştirisi çalışmalarında ele alınan oyunlardı. Öğrencilerle oyunlar okunduktan sonra,  oyunun olay akışı, kişileri, kurgusu, yazıldığı döneme özgü biçim-içerik özellikleri ve söylem düzlemi incelenerek, oyunların günümüzde ne ifade ettiği sorgulandı. Ardından tiyatrolara gidip oyunlar izlendi. İzlenen oyunlar üzerine yapılan tartışmalarda; sahne yorumunun metinden ayrılan yönleri, nedenleri, sahnelemede ne yapılmak istendiği, sahne göstergelerinin yönetmenin yorumuyla ilişkisi, ışık, dekor, kostüm, mekan kullanımının ve oyuncuların hareket biçimlerinin yarattığı anlamlar, izleyici-sahne ilişkisini belirleyen ögeler gibi ayrıntıların çözümlemeleri yapıldı ve oyun eleştirisi yazma uğraşına girildi. Eleştiri yazılarının değerlendirilmesi ve düzeltilmesi öğrenciler açısından yoğun ve yorucu bir çalışmayı gerektirdi. Atölye uygulamalarıyla, oyun izlemenin düşünsel boyutunun içine giren öğrenciler, tiyatroya yeni bir bakış da kazandılar. Tiyatro eleştirisi ve sahne alımlamasına yönelik bu çalışmaların biçimlenmesinde, Zehra İpşiroğlu’nun “Eleştirinin Eleştirisi” ve “Tiyatroda Düşünsellik”, Patrice Pavis’in “Gösterimlerin Çözümlemesi” adlı kitaplarından yararlanıldı.

 

Görsel malzemeyle yapılan çalışmalardaysa fotoğraf ve resimlerden yararlanıldı. Yazma atölyesinde öğrencilerden, kültürel farklılık ya da yabancı olma konuları çerçevesinde, kendi çektikleri bir grup fotoğrafı öyküsellik taşıyacak biçimde bir araya getirmeleri istendi. Böylece öğrenciler anılarını, yaşadıklarını, tanık oldukları gerçekleri fotoğraflar aracılığıyla kurguladılar. Daha sonra fotoğrafların öyküsü düşünsel tasarımla bütünleştirilerek yazıya geçirildi. Yazılan metinlerin fotoğraflarla ve ele alınan konularla ilişkisi, iletisi, nasıl bir sorunu tartıştığı, metnin bütünlüğü, kurgusu, anlatımı gibi noktalar seminerde tartışıldı. Kitabın “Fotoğraflar ve Anılar” bölümünde yer alan öğrenci metinleri bu çalışmadan birkaç örnek sunuyor.

 

Resimlerden yararlanılarak yapılan çalışmalar, resim alımlamasına yönelik uygulamalarla biçimlendi. Öğrencilerle yapılan resim okuma, resmi anlama ve yorumlama çalışmalarından sonra, resimlerden yola çıkan metinler yazıldı. Bu çalışmalarda, Neveser Aksoy’un “Pencereler” resim serisi, Serap Etike’nin “Kutu İçi Yaşamlar” resim serisi, René Magritte’nin “Portre”, Edward Munch’un “Çığlık”, VanGogh’un “Doktor Gachet”, “Oda” tabloları öğrenci metinlerinin oluşturulmasında kullanıldı. Uygulamada, resmi betimleme, gerçeklikle ilişkilendirme, resimdeki ögeleri çözümleme ve yorumlama çalışmalarından sonra öğrenciler, ortaya çıkan ve tartışılan noktaları öznel dünyalarıyla birleştirerek yazıya aktardılar.

 

Başlangıçta, öğrencilerin resimlerle diyaloğunu kolaylaştırmak, onların görme, betimleme, çözümleme, yorumlama becerilerini geliştirmek için aşağıda sıralanan bazı temel sorulardan yararlanıldı. Kuşkusuz, ele alınan resmin ve çalışma grubunun özelliğine göre soruların farklılaşması, çeşitlenmesi, çoğalması ya da azalması söz konusu oldu.

Betimlemeye yönelik bazı sorular;

Bu resimde neler görüyorsunuz?

Resmi hangi sözcüklerle betimlerdiniz?

Resim izleyene  neyi göstermek istiyor?Resimde neler oluyor, ne anlatılıyor, resim bize neler söylüyor? Bunu nereden, nasıl anladınız?

Resimde size garip gelen şeyler var mı? Varsa bunlar neler? Neden garip olduğunu düşünüyorsunuz?

Çözümleme ve yorumlamaya  yönelik bazı sorular;

Resimden nasıl bir izlenim alıyorsunuz?

Resim size neler hatırlatıyor?

Bu resmin gerçek yaşamdan ayrılan yönleri var mı? Bunlar neler? Gerçek yaşamdan ne açıdan farklılaşıyor? Gerçek yaşamla ne açıdan ilişki içinde?

Resimde sizi en çok ilgilendiren ya da en çok ilginizi çeken şey ne?

Bu resimdeki renkler hakkında neler söyleyebilirsiniz? En çok hangi renk kullanılmış? Kullanılan renklerresmin bütününde  nasıl bir anlam ifade ediyor?

Resimdeki kişi ya da kişiler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Nasıl bir yaşantıya sahip(ler)?  Bunu nereden anlıyorsunuz?

Resimde gördüğünüz nesnelerin nasıl bir biraradalıkları var? Neden böyle ya da bu biçimde biraraya getirilmişler?

Bu resmin en önemli unsuru, odak noktası sizce nedir? Neden?

Sizce ressam bu resmi neden yapmış olabilir? Bunu nasıl anlıyorsunuz?

Bu resimde hatırlanmaya değer bulduğunuz şey nedir? Aklınızda kalan en önemli nokta nedir?

Bu resme nasıl bir ad verirdiniz? Neden?

 

Atölye çalışmaları ilerledikçe öğrenciler, ele alınan resim üzerine tartışmaları zenginleştirecek, resimle iletişimi artıracak yeni sorular üretmeye, çalışmada ortaya atılan düşünce ve yorumların resimle olan ilişkisini ya da ayrılığını ortaya çıkaracak ayrıntıları bulgulamaya başladılar. Daha sonra, öğrencilerin resimlerden yola çıkarak ürettikleri metinler okunarak, metnin bütünlüğü, resimle ilişkisi, düşünsel tasarımı,  anlatım biçimi, dil kullanımı ve özgünlüğü üzerine tartışıldı, sorunlu metinlerin düzeltilmesi için öneriler geliştirildi. Yukarıda sıralanan bazı temel soruların yardımları yanısıra bu çalışmada asıl olarak, Nazan İpşiroğlu’nun “Alımlama Boyutları ve Çeşitlemeleri I: Resim” adlı kitabı, öğrencilerin yapıt-izleyen arasındaki diyaloğun ve alımlamanın nasıl gerçekleştiğini anlamalarında ve görme eğitiminin temellerini kazanmalarında rehberlik yaptı.

 

Proje kapsamında yürütülen bir başka atölye çalışması bitirme sınavlarına hazırlanan ya da bitirme tezi yazan öğrencilere yönelikti. Bu çalışmalarda, öğrencilerin konularını belirlemesinde, içerik planı hazırlama, konuyu daraltma, genişletme, yazının bilimsel niteliği gibi konularda rehberlik yapıldı. Öğrenciler tez ya da sınav konularıyla ilgili kaynak araştırmasına yöneldiler, her çalışmaya hazırlıklı gelerek konularını sundular. Sunuşlar sırasında, hazırlanan konuyu birlikte farklı açılardan tartışmaya, soru-yanıt biçiminde geliştirmeye, konuyla ilişkilendirilebilecek diğer alanları saptama ve araştırma alanını genişletmeye, sunuş biçimi ve çalışma planını değerlendirmeye yönelik kapsamlı çalışmalar yapıldı.

 

Kitapta yer alan kitap tanıtım yazıları ve öykü çevirileri projeye katılımlarıyla beraber, yazmayı uğraş haline getiren bir grup öğrencinin yoğun çalışmalarının sonucu olarak ortaya çıktı. Büyük bir kısmı Türkçe ve Almanca olarak çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan bu kitap tanıtım yazıları ve öykü çevirilerinin, çağdaş Türk ve Alman yazınından örneklerin tanıtılmasına katkıda bulunmanın yanısıra, kitaba malzeme kitabı niteliği kazandırdığı da söylenebilir.

 

“Türkçe Yaratıcı Yazma Projesi” kapsamında iki yıl içinde yapılan çalışmaların sonunda biriken zengin malzemeye baktığımızda, öğrencilerin içlerindeki gizil gücün açığa çıkması ve filiz vermesi için uygun ortamlar yaratmanın ne denli önemli ve yapıcı bir uğraş olduğunu görüyoruz. Proje bu yıl sona ermesine rağmen, yaratıcı yazma çalışmaları gerek yazınbilim seminerleri içindeki uygulamalarla, gerekse üniversite dışında yapılacak çeşitli etkinliklerle sürekliliğini koruyacak.

 

 

 

 


Versiyon 21.03.2011 saat onda 09:01:32