Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEYazın ve röportaj kitaplarıÖzgürlük Yolları

Özgürlük Yolları

 

Özgürlük Yolları

Ekim 9, 2009 - Hacer Sirin

Bugün, yazımın başlığı bir kitabın adı:

"Özgürlük Yolları". Kitap Zehra İpşiroğlu`na ait. Her satırında, hem çocukluğumuzu ve gençliğimizi, hem anne-babalığımızı, hem de çocuklarımızı bulacağımız bir kitap. Zehra İpşiroğlu`na binlerce teşekkürler.

Hepimiz çocukluğumuzda ve gençliğimizde, anne-babamız tarafından, sevgiyle, dışarıdan gelecek kötülüklere karşı koruma altına alındık. Çocukluğumuzda fiziksel tehlikelere karşı, gençliğe adım attığımızda işe, koruma daha çok, namus kavramı, gelecek kaygısı kapsamında oldu. Daha da ileri gidilerek, eş ve meslek seçimimizde anne-babamız bizim yerimize kararlar aldılar. Karşı gelmek saygısızlık olarak öğretildiğinden, istemesek de kararlarını kabul ettik. Ne kadar mutlu olduk?

Veya kaçımız mutlu oldu?

Şimdi biz anne-babayız ve bilmeden bize yapılan kötülükleri, biz çocuklarımıza yapıyoruz.

Eğer çocuklarımızın ve gelecek nesillerin mutlu olmasını istiyorsak, durup düsünmemiz gerekiyor. Biz nelerin bize yapılmasını istemedik. Gelenekler-görenekler tartışılmaz tabular mıdır?

El alem ne der(ler) gerçekten önemli midir? Biz çocuklarımıza güvenmezsek, çocuklarımız bize güvenirler mi? İstediklerimizi bizi gerçekten saydıkları için mi yerine getirirler, yoksa bizden korktukları için mi? Eğer korkudan ise, çocuklarımızı iki yüzlü olmaya, yalan söylemeye biz teşvik ediyoruz demektir. Çocuklarımızla arkadaş olmayı başarabilirsek, onların haklarına saygı göstermeyi bilirsek, başarılarında yanlarında olduğumuz gibi, hatalarını gördügümüzde de yanlarında olursak, çocuklarımız kendilerini ve bizi üzmemek için ellerinden geleni yapacaklardır.

Çocuklarımız bebeklikten çıkarken, iki elinden tutar, önce "day day day" diye ayakta durmalarını sağlar, day day durduklarında sevinç çığlıkları atarız. Sıra yürümeye gelir, elinden tutup, minik minik adımlar atmasını sağlar, düse kalka yürüdüklerinde kahkahalar atarız sevincimizden. Sonra çocuklarımız yere sağlam basmaya başlayıp, tam yürüdügünde, her şey olağanlaşır, elinden tutmamıza gerek kalmaz. Önemli olan, çocuklarımız hayata atılırken de, düse kalka yürümelerine, kendi doğrularıyla - eğrileriyle kararlar verip, hayatta sağlam bir yer edinmelerine izin vermemiz, geldikleri yerde onlara saygı duymamız, sevgimizin daim olduğunu göstermemizdir. Onlar kendi geldikleri yerde mutlu olacaklardır. Eğer hep ellerinden tutup, yürümelerini sağlamaya çalışırsak, day day dan sonra sürekli tökezleyeceklerdir. Çocuklarımız oldukları için sevelim, ama, onlarında birey olduklarını unutmayalım.

Çocukları tarafından, sevildiği için sayılan anne-babalardan olmanız dileğiyle.

(Radikal kitap 2008)

 

 

ÖZGÜRLÜK YOLLARI                                                                Hasibe Kalkan Kocabay

 

 

Genç kızın kalbi heyecandan dışarı fırlayacak gibi atıyordu. Babasına saat dokuzda evde olacağına dair söz vermişti, ancak şu anda saat onu geçiyordu. Eve yaklaştığı her adımla kalp atışları hızlanıyordu. “İnşallah kimse evde yoktur.”, diye geçirdi genç kız içinden. Oturdukları apartmanı görür görmez genç kız en üst kattaki evlerinin penceresine baktı. Işıklar yanıyordu. Genç kız korku içinde babasıyla yaşayacağı tartışma için kendisini hazırlamaya başladı.

 

Evde misafirler vardır. Annesinin iş arkadaşları ve eşleri ağırlanmaktadır. Genç kız hamarat bir şekilde pasta börek servisi yapıyor, boşalan çayları tazeliyordu. Babası gözleriyle kızının her hareketini sıkı bir şekilde kontrol ediyordu. Annesi, misafirlere kızının evdeki marifetlerini sıralarken, babası onun okuldaki başarılarıyla övünüyordu. 

 

Genç kız on beş yaşında, Almanya’da yaşayan bir Türk kızıdır. Bir yandan Almanlar gibi bireysel ilgilerini özgürce gerçekleştirmek istiyor, diğer yandan ailesinin onun için biçtiği cici kız rolünü, onları düş kırıklığına uğratmamak, ele güne rezil olmamak adına, hakkını vererek oynamaya çalışıyor. Ancak genç kızın yaşı ilerledikçe ona ailesi tarafından biçilen rol ile okulda almak istediği rol arasındaki uçurum büyüyor, iki dünya arasındaki geçişlerde giderek yoluna daha çok aşılması güç engeller çıkıyor. Seçim kavşağına ulaştığında genç kızı zorlu bir seçim beklemektedir: ailesi mi, kendi arzu ve istekleri mi? Hemen her gencin er ya da geç kendisiyle ve çevresiyle yaşadığı çatışmalar, iki farklı kültürün değerleri arasında kimliğini oluşturmaya çalışan gençler için katlanarak yaşanmaktadır. Zehra İpşiroğlu, Çınar Yayınlarından çıkan “Özgürlük Yolları” başlıklı kitabı, Almanya Duisburg-Essen Üniversitesinde Türkçe öğretmenliği bölümünde yaptığı yaratıcı yazma ve yaratıcı drama aracılığıyla daha iyi tanıma fırsatı bulduğu, altı kız ve iki erkeğin yaşam öyküsüne odaklanıyor. Geleneksel rollerden sıyrılarak özgürlüğe giden yolda ilerlemeyi başaran gençlerin öyküsüne yer veren kitap, belgesel yanı ağır basan, ama kurmacaya da yer veren, Zehra İpşiroğlu’nun ifadesiyle, röportaj ve otobiyografi arasında bir yapıya sahiptir.

 

Gittiği her yere, içinde geleneklerin saklandığı sandığı yanında taşıyan ve ancak sandığın içindekileri değiştirdiğinde sınırlardan kurtulabilen Nur’un; sığınmacı olarak Almanya’ya gelen ve ailesinin fakirlikten refaha doğru giden yolda yaşadığı horlamalar ve baskılar arasında kendisine bir yön vermeyi başaran Ali’nin; Ankara’da büyükanne ve büyükbabanın yanındaki özgür yaşamı bırakmak zorunda kalarak, üvey annenin Almanya’da temsil ettiği kapalı yaşama ayak uyduramayan ve isyan eden Elif’in; Almanya’da doğup büyümesine karşın getto’dan Alman öğretmenlerinin önyargıları nedeniyle güçlükle çıkabilen Erdal’ın; dış görünüşü tam bir Alman’a benzemesine karşın, ona Türk olduğunu sürekli anımsatan içindeki “gizli polis “ nedeniyle, yaşamını hangi ülkede kuracağına bir türlü karar veremeyen Gülpembe’nin; özellikle ailesi ve diğerlerinin beklentilerine göre yaşamanın göstergesi olan “Zelig” hastalığından çok geç kurtulabilen ve kendisi olmayı başarabilen Ela’nın; babasının desteğini alarak kurtuluşu okumakta bulan ve ailesine rağmen bir Almanla evlenen Dudu’nun ve birçok göçmen kökenli kız gibi ikili bir yaşam süren, yani Almanlarla Alman, ailesiyle de Türk gibi olmaya çalışan Selin’in öykülerini, Zehra İpşiroğlu, olabildiğince renkli ve büyük bir çeşitlilik içinde sunuyor. Yaşam öykülerine tanık olduğumuz tüm gençler, okudukları Türkçe öğretmenliği bölümünde yer alan çağdaş yönelimin kimliklerinin oturmasında önemli katkılar sağladığını ve bu birikimlerini kendileri gibi, Almanya’da iki kültür arasında bocalamakta olan Türk gençlerine yardım etmek için kullanmak istediklerini ifade etmişler. Ancak birçok okulda her düzeyde süren ayrımcılık nedeniyle bu konuda genç Türkçe öğretmenlerinin çok fazla bireysel çaba göstermeleri gerektiği de röportajlardan kolayca anlaşılmaktadır.

 

Zehra İpşiroğlu’na göre Özgürlük Yolları bir gençlik kitabı. Bu kitap “kolektif bellek, toplumsal koşullanma, gelenek ve görenekler, ataerkil ve feodal yapılanma, dinsel baskı, otorite ve şiddet, ayrımcılık ve ötekileştirme kıskacından kurtulma arayışını gündeme getiriyor.” Ancak kurtuluş için standart bir yol sunulmuyor. Yazara göre, özgürlük yoluna açılan kapının anahtarını herkes kendi arzularına ve koşullarına göre biçimlendirmek zorunda. Yukarıda adları geçen gençler, özgürlük yolunda sağlam adımlarla ilerleyen, Alman toplumuna asimile olmadan uyum sağlamayı başarmış olan, ancak bu nedenle de “görünmeyen” kişilerdir. Yazar, onların öykülerini kaleme alarak onları görünür kılmakla kalmıyor, aynı zamanda benzer zorluklar yaşayan gençlere yol göstermeyi hedefliyor. Ne var ki bu kitabı yazmak Zehra İpşiroğlu için, yukarıdaki hedefleri yerine getirmenin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Nur, Ali, Elif, Erdal, Gülpembe, Ela, Dudu ve Selin’in öyküleri ona daha önce dışarıdan baktığı ve anlamakta güçlük çektiği bir dünyanın kapılarını açmıştır: “Şu bir gerçek ki, Özgürlük Yolları projesine katılan genç insanları yakından tanıma ve anlama uğraşı içinde, benim de yaşama bakışımda bir değişiklik oldu. Tanıdık, bildik, sıradan bir dünya gözümün önünde başkalaşmaya ve daha önce görmediğim bir derinlik ve renk kazanmaya başladı. Sıradan gibi görünenin, ilk anda pek göze çarpmayanın ardında biricik olanı keşfetmek inanılmayacak derecede heyecan verici bir duygu”.[1]

 

Ülkemizde “Almancı” olarak adlandırılan Almanya’daki Türklerin, orada yaşadıkları çelişkileri ve sorunlarını anlamak, ülkesinde yabancı konumunda olmayanlar için hiç de kolay değildir. “Özgürlük Yolları” bu bağlamda, gençler için yol gösterici olmak ve onlara umut vermenin yanı sıra, genç “Almancılara” yönelik bazı önyargıları yok etmek ve bu konuda düşünmek isteyenler için önemli bir kaynak olma niteliğindedir.  

 



[1] İpşiroğlu, Zehra, Özgürlük Yolları, Çınar Yayınları, İstanbul, 2008, s. 15

 

 

Nurten Kum   

 

Çınar yayınlarında çıkan Özgürlük Yolları kitabıyla Abdullah  Baştürk İşci Edebiyatı ödülü alan Zehra Ipşiroğlu ile söyleşi

 

 

1) –Zehra İpşiroğlu siz Almanyayı çok iyi tanoıyorsunuz. Çünkü bir süredir Almanya’da yaşıyorsunuz. Ama bir ayağınız da Türkiye’de.Türkiye ve Almanya arasında mekik dokuyan bir kişi olarak iki kültür arasında iddia edildiği kadar çok kültürel farklılık olduğunu düşünüyor musunuz? 

 

İki farklı kültür diye kesin bir sınırlandırma yapmaya  karşıyım aslında. Çünkü küreselleşen bir dünyada bir çok yaşam biçimleri ister istemez içiçe giriyor. Öte yandan kendi içinde bütünlüğü olan bir Türk kültüründen de sözedemeyiz doğal olarak.Kentsoylu bir insanın yaşamı kırsal kesimden gelenden çok daha farklı. Sözgelimi Türkiyedeki aydın kesimle kırsal kesimden gelenler arasındaki farklılık, Türkiye’deki aydın bir kesimle Almanya’daki arasındaki aydın bir kesim arasındaki farklılıktan kıyasalanamayacak derecede daha yoğun.

 

2. Türkiye Almanya gidiş gelişleri, yaşantılara hem içeriden hem de mesafeli ve eleştirel bakmanıza olanak sağlıyor sanırım. Bu yaşam biçimi yapıtlarınıza nasıl yansıyor? 

 

Her iki toplumda da O toplumu belirleyen temel sorunlar var. Sözgelimi Almanya’da aşırı bireyciliğin getirdiği iletişimsizlik, yalnızlık, bizde toplumun her katmanında gündeme gelen otoriter ve erkil yapılanma.Almanya’daki göçmen kökenli üçüncü kuşağın yaşam öykülerini anlattığım  ve şimdi ödül alan son kitabım ‘Özgürlük Yolları’nda bu sorunlar üzerinde duruyorum. Deneme romanım ‘İzler, Orada ve burada’(Çınar) ve ‘Yollar, Yerler Yüzler’ (Papirüs) adlı öykü kitabımda da gene farklı coğrafyalar ve kültürler içide yoğurulmanın getirdiği sorunlar gündeme geliyor.Yaşamımın Köln, Essen, İstanbul ve son yıllara Fethiye Kaya Köy arasında geçmesi  hem kent, göçmen ve köy kültüründen çok zengin bir malzeme sunuyor bana, hem de sorunlara

belli bir uzaklıktan bakma olanağını tanıyor.Bu açıdan devingen bir yaşamın bir yazara çok fırsat tanıdığını düşünüyorum.    

 

3) Siz yıllar önce misafir işçi olgusunun başladığı dönemlerde de Almanya’ da öğrenci olarak yaşadınız ve o süreci yakından izleme fırsatınız oldu. Sancılı bir toplumsal sürecin yakın tanığıydınız aynı zamanda. O günden bu güne değişen ve değişmeyen ne? Toplum bu gelişimlerin ne derece ayırdına varabiliyor?

 

İşte bunu özellikle‘Özgürlük Yolları’nda anlatmaya çalışıyorum. Yeni kuşaktan bir kesim var ki, bir çok engeli aşabilmiş.Almanya’da kendini yabancı, öteki olarak duymuyor artık. Öte yandan  kendi kökenlerine bağlı olmakla birlikte din ve geleneklerin baskısından da kendini kurtarabilmiş. Bir çoğu kendilerini dünya vatandaşı olarak duyuyor.Ancak bu insanların sesi eğer Fatih Akın gibi ünlü bir sanatcı değilse pek duyulmuyor. Böylece Türkiye kökenlilerle ilgili tek yönlü olumsuz bakış da sürüp  gidiyor. Geçenlerde Bonn’da bir söyleşiye çağırılıydım. Dinleyicilerden biri bana şöyle bir soru yöneltti: Türkler çok tuhaf bir millet ya yazarlarıyla, sanatcılarıyla mucizeler yaratıyorlar ya da gettolarda yaşayan göçmen işcileriyle inanılmaz bir ilkellik sergiliyorlar. İkisinini ortası yok mu, yaşanmıyor mu? Varsa, neden bu insanları biz görmüyoruz,tanımıyoruz?’

Bence bu soru sorunu tüm çıplaklığıyla koyuyor ortaya. Dikkati çeken hep uçlar, kahramanlar ya da kurbanlar. Bense sıradan insanları, yani görünmeyenleri, gölge insanları anlatıyorum kitabımda. Bence gerçek kahramanlar onlar. 

 

 

4-Avrupalı’ nın size ve sizin gibi düşünen bir ‘Kenar Avrupalı’ya bakışı nasıl sizce? Kenar Avrupalı olmanın, sıradışı olmanın daha çok avantajını mı dezavantajını mı görüyorsunuz Almanya’ da?    -Zehra İpşiroğlu’ nun Türkiye ve Almanya ayağını yakından tanıyan biri olarak kendi duruşu ne? 

 

Almanya’da  Almanca olarak yeni çıkan kitabım ‘Eine Andere Türkei’da (Öteki Türkiye) kendimi bir kenar Avrupalı olarak tanımlıyorum.Kenar Avrupalı olmak merkezden uzak olma anlamına geliyor. Böyle olunca da

insan hakları, kadın hakları, laiklik  gibi değerlere postmodern rüzgara kapılmıs olan bir merkez  Avrupalı’dan daha çok değer veriyorum.

 

5)Türkiye 2008 de Frankfurt Kitap Fuarı onur konuğuydu? Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

 

Ben göç edebiyatı ve çocuk ve gençlik edebiyatı üzerine iki etkinlikle katıldım.  Onur konuğu olmayı tabii ki iyi bir fırsat olarak değerlendiriyorum.Böylece  bir sürü kitap Almancaya çevrildi. Alman okuyucu da Orhan Pamuk’un dışında da bazı yazarlarla buluşma olanağını buluyor. Bu çok güzel bir şey. Öte yandan hangi yazarlar, hangi kriterlere göre çevriliyor, bunu anlayamıyorum. Bazı öyle kitaplarla karşılaşıyorum ki neden çevrildiklerin anlamada gerekten zorlanıyorum. En önemli yazarımızın, sözgelimi Nazım Hikmet’in yapıtlarının yeterince gündemde olmaması da yadırgatıcı. Yeni yazarlardan Tahsin Yücel’in hiç br kitabını göremiyorum. Bunun gibi bir sürü örnek sayabilirim. Frankfurt kitap fuarının açılışında Fazıl Say’ın Nazım Hikmet Oratoriyum’undan da son dakikada  sudan  bahanelerle vaz geçilmesini de çok yadırgadım. Fuarda kitapların sergileniş biçimini ve fuar organizasyonu ise bence çok ama çok sorunluydu.

 

 

6.Türkiye’ deki kültür ve sanat dünyasının -politik ve sosyal yaşamla da yakından ilintili olarak- kontraslarla, arayışlarla dolu dinamik ve değişken bir yapısı var. Kültür ve sanat dünyası içinde yoğrulmuş ve bu süreci yakından izleyen biri olarak bu değişim ve gelişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’de özellikle İstanbul bienalle, müzik ve tiyatro festivaliyle, sinema festvaliyle tam bir kültür metropolu haline geldi. İstanbul’dan Kölne döndüğümde inanın ki her seferine kendimi taşraya dönmüş gibi duyuyorum. Bu açıdan Istanbul Paris ya da Berlinden farklı değil bence.

 

7. Almanyadaki kültür yaşamını farklı kültürlere açılma açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?  Son yıllarda Almanya’ da Türkiye kökenli bir çok sanatçı ve yazar ilgi odağı. Türkiye’ li sanatçılarda bir patlama yaşanıyor adeta. Sizce tüm bu gelişmeler pozitif mi? Değerlendirmeler sağlıklı mı? Yoksa o mekanizmanın içinde gözden kaçan bir şeyler mi var?

 

 

Her ne kadar  çocukluğumdan beri iki kültürün içinde yoğurulmuş bile olsam, yaşamımın büyük bölümü Istanbul’da geçti, oradaki kültür dünyasının içindeyim.Almanya’da ise on yıldır yaşıyorum. Bu tabii ki Almanya’daki sanat ve kültür yaşamının içine girebilmek için çok kısa bir süre. Öte yandan Almanya’da Türk yazarlarının öteden beri belli bir çekmeceye yerleştirildiğini düşünüyorum. Bu da Almanya’ya ayak uydurmayı zorlaştırıyor.Kısaca yayınevlerinin sizden belli beklentileri var,örneğin ekzotik bir şeyler anlatacaksınız  ya da İslam eleştirisi yapacaksınız vb. Bu beklentileri yerine getiriyorsanız sorun yok tabii. Sözgelimi Türkiye’de Orhan Kemal ödülü alan  İsviçre’de de  Nagel und Kimche yayınevinde çıkan çocuk kitabım ‘Nashornspiel’(Gergedan Oyunu) Almanya’daki basından büyük bir ilgi görmesine karşın ikinci baskısını bile yapamadı daha.’Özgürlük Yolları’ gibi doğrudan Almanyadaki sorunları gündeme getiren bir kitabı

Almanya’da yayınlamakta zorlanıyorum.Çünkü bu kitapta

ne töre cinayetlerinden sözediyorum, ne de kan davasıdan. Tersine yapıcı olanın, olumlu olanın izini sürüyorum ki bu da sanırım  beklentilere pek uymuyor.

Yanlış anlaşılmasın  olumsuz olan söylenilesin demiyorum, tam tersine benim ikinci kuşaktan kadın  haklarına sahip çıkan Necla Kelek, Seyran Ateş gibi yazarlara  büyük saygım var.Sorunlar elbette gündeme getirilcek ki çözüm üretilebilsin. Öte yandan bakışın sadece uç noktalarda düğümlenmemesi gerektiği görüşündeyim.

 

 

 

 

 


Versiyon 22.03.2011 saat onda 12:15:57