Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEYazın ve röportaj kitaplarıTanıtım

Tanıtım

YOLLAR YERLER  YÜZLER (minimalist öyküler)

İki ayrı ülke arasındaki gel-gitleri içeren kısa kısa öykülerde fotoğraf çeker gibi belli anlar yakalanmaya çalışılıyor. Uzak ve yakın çekim çeşitli görüntüleri, dış ve iç gözlemleri, yaşantıları, düş ve düşünce parçacıkları, gönderme ve kısa alıntıları içeren bu anlar, okuyucunun çağrışımları, gözlemleri ve yaşantıları ile buluştuğu anda, yazarın, imgelem gücünü ne denli zorlarsa zorlasın, hiçbir zaman gözünün önünde canlandıramayacağı yepyeni anların oluşmasına yol açabilir.

Gene de okuyucunun kısa- kısa öyküleri yazarın önerdiği kurgusal bütün içinde okuması gerekmez. Baştan, sondan, ortadan dilediği gibi okuyarak, bu birbirini bütünleyen ya da birbiriyle çakışan mozaik parçacıklarıyla dilediği gibi oynayarak kendi kurgusunu oluşturabilir.

IZLER (deneme-roman)

"İzler" yer yer özyaşamsal özellikleri olan bir deneme roman.
İzini sürdüğüm buradaki (Almanya) ve oradaki (Türkiye) yaşamımdan bölük pörçük gözlemler, yaşantılar... Geçmişle bugün, orayla bura, iç dünyayla dış dünya, kurmaca olanla gerçek olan arasında yer yer çok belirgin, yer yer çok güç seçilen iyice silinmiş izler... Değişik zamanları, dönemleri, yerleri iç içe geçiren uzak ve yakın çekim görüntüler... Yazma eylemini bir tür keşif yolculuğu gibi yaşarken, kimi kez buruk ve hüzünlü, kimi kez her şeyi uzaklaştıran ve yabancılaştıran bir merceğin yansıttığı grotesk imgeler oluştu, tıpkı iç ve dışbükey aynalardaki eğri büğrü yansımalar gibi...
Yer yer çok güç seçilen iyice silinmiş izler....

BUGÜNDEN GÜNE DÜNDEN BUGÜNE (anı)

Dünden bugüne neler kaldı, neler değişti? Yaşadığımız hızlı gelişim sürecinde çocuklarımızı nasıl bir gelecek bekliyor? Geleceği yönlendirmek ne kadar elimizde? İki farklı kuşak Nazan İpşiroğlu ve kızı Zehra İpşiroğlu bunu tartışıyorlar. Çıkış noktaları, Cumhuriyetin kuruluş yılında dünyaya gelen Nazan İpşiroğlu'nun yaşamı.   

ÖZGÜRLÜK YOLLARI (yaşam öyküsü)

Özgürlük Yolları  Almanya’daki işci kökenli gençlerin yaşam öykülerini dile getiren bir gençlik kitabı…Almanya’ya göç neredeyse yarım yüzyılı kuşatan bir zamanı kapsamasına karşın kültürlerarası çatışmalar hala sürüp gidiyor. Bu kitapta azınlık psikolojisinin  çocuklar ve gençler üzerindeki yıpratıcı etkisi gösterildiği gibi, bu insanları kolaylıkla dışlayan Alman toplumunun sorunları da gündeme getirilirken,  bütün sorunlara ve engellere karşın kendi yolunu bulmayı  başaran gençlerin öyküleri anlatılıyor.

 

YAPICILIĞIN GÜCÜ-Türkan Saylan’la Söyleşi (söyleşi)
Onu önce cüzamla mücadelesinde tanıdık, sonra Türkiye’nin olumsuz şartlarının üstesinden gelmeye çalışan, gençlerin eğitimine sahip çıkan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği girdi devreye. Doktorluğu kadar, sosyal alandaki çalışmalarıydı onu özel kılan. Türkan Saylan, umutla, dirençle içinde bulunduğu şartlara karşı koyan, "yapıcı" bir kişilik. Zehra İpşiroğlu da özellikle onun bu yanının üzerinde duran bir söyleşi gerçekleştirmiş. Türkiye’deki son yirmi yıldaki gelişmelerin çeşitli açılardan Türkan Saylan’ın gözüyle irdelendiği çalışmanın adı da "Yapıcılığın Gücü, Türkan Saylan’la Söyleşi".

Türkan Saylan’ın üreticiliğinin ve yapıcılığının ön plana çıktığı söyleşide iki binli yıllardan Saylan’ın çocukluğuna uzanan geniş bir zaman dilimi seriliyor gözler önüne. Bir bilim kadını ve sosyal sorumluluk sahibi bir birey olarak Türkan Saylan’ın yer aldığı projeler, bireyin temel hakları, çağdaşlaşma sürecinde ülkenin geçirdiği gelgitler, toplumun alt kesimindeki kişilerin sorunları, eğitim, kültür, din, milliyetçilik gibi günümüzü belirleyen olgular, kısaca Türkiye’deki hayata dair her şey var bu söyleşide. Ama en çok umut, sevgi, üretkenlik ve yapıcılık var.

GENÇLERE MEKTUPLAR (mektup)

Almanya ve Türkiye arasında çocuk ve gençlik edebiyatı köprüsünün de en doğru biçimde kurulması için önemli roller üstlenen İpşiroğlu’nun, güzel yaşam sokağı sevgi yolu’ndan yolladığı  kitabı “Gençlere Mektuplar” sadece gençlere değil onların öneminin farkına varıp, ulaşmaya çalışan tüm okura sesleniyor.

İpşiroğlu kitabın arka yüzünde; “Hepimiz aynı şeyi istemiyor muyuz? İyi yaşama, yaşamımıza anlam katma, yaşanılan anın tadını çıkarma, hayal kurma ve hayallerimizi gerçekleştirme… Ama bu öyle basit bir şey değil ki, işte önümüzde yükselen dağ gibi engeller. Öyleyse bu işin, yani yaşamın üstesinden nasıl geleceğiz? Bize gereken sadece bir ayna, bir de gözlük…  Ama ayna da gözlük de bildiğimiz aynalardan ya da gözlüklerden değil çünkü her ikisi de sihirli…” sözleriyle içimizdeki dönüştürücü gizil gücü işaret ediyor. İlkokul sıralarından beri böylesi bir gücün var olduğunu bilen ve bu güçle ürünler ortaya çıkaran İpşiroğlu, gençlerin de kendilerini keşfettiklerini görmek istiyor.


AYASPAŞA YILLARIM (anı)

Taksim Meydanı’ndan Gümüşsuyu’na doğru inerken hep bir rüzgâr eser. Bu rüzgâr mevsimine göre kimi kez ipek gibi yumuşacıktır, kimi kez sert ve dondurucu. Yaz aylarında insana hoş gelir, kış aylarındaysa öyle bir çarpar ki insan neye uğradığını şaşırır. Özellikle yağmurlu havalarda esmeye dursun, çer çöp havada uçuşur, etekler havalanır, şemsiyeler tersine döner, saçlar darmadağın olur. Ayaspaşa’nın rüzgârı bir anda serseme çevirir insanı. Galata ve Cihangir sırtlarından sonra doğuda Dolmabahçe, güneydoğuda Kabataş’a doğru inen dik yamaçlar üstündeki bu yörenin adının Ayaspaşa olmasının nedeninin hep bu rüzgâr olduğunu sanırdım. Oysa “ayaz” adı sadece bir rastlantı, bir tür sözcük benzerliğiymiş.
Semt adını 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından olan Ayas Paşa’dan almış. Dik yokuşlu, çoğu merdivenli dar sokakları olan bu semtin büyük bir kısmı o dönemde kocaman boş tarlaları, bağları, bahçeleri, konaklarıyla Ayas Paşa’ya aitmiş.

 

 

                                                                                           


Versiyon 21.03.2011 saat onda 08:13:53