Zehra İpşiroğlu ☆ TÜRKÇEYazın ve röportaj kitaplarıYapıcılığın Gücü, T.Saylan'la Söyleşiler

Yapıcılığın Gücü, T.Saylan'la Söyleşiler

Yapıcılığın Gücü / Türkan Saylan`la Söyleşi Zehra İpşiroğlu Kitapları | Bidolukitap.com  
 

Nurten KumYapıcılık versus Yıkıcılık – Türkan Saylan ve …

„Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye çalışan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki, yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi.

Cemil Meriç

 Hindistan’ lı ressamın öyküsünü bilir misiniz?

“Renklerin ustası olarak tanınan bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Usta, öğrencisine „sen artık ressam sayılırsın, yaptıklarını halk değerlendirecek, resmini şehrin en kalabalık meydanına koy, yanına da bir kırmızı kalem ve halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırak”, demiş. Öğrenci bir kaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gelmiş. Usta resmi tekrar yapmasını ve yine şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını söylemiş. Bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerle birkaç fırça koymasını ve yanına da beğenmeyen yerleri düzeltebilecekleri ricasının olduğu bir not iliştirmesini söylemiş. Öğrenci ustasının dediğini yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: İlkinde insanlara fırsat verildiğinde nasıl acımasız bir saldırganlıkla ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”

Hayatını çağdaş ve özgür bir yaşama ve topluma adayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurucusu Prof. Dr. Türkan Saylan’ ın yaptıklarını hiçe sayan, karalayan, sözlerini çarpıtan ve kendisine iftira atanlar da emeğe kırmızı kalemlerle çarpı koyan ve dünyaya at gözlüğüyle bakanlardan ve olumlu gelişmelere köstek olanlardan farklı değil. Yapıcı insanların tavrıysa, ben insanlara ne verebilirim, yaşama ne tür güzellikler katabilirim?, sorularına odaklanmak daha çok. Bunun koşulu da hiç şüphesiz eğitim. Hintli ressamın dediği gibi: „Yapıcı olmak eğitim gerektirir.”

Türkan Saylan da yaşamını eğitime adadı. Tüm engellere, yıkıcı yaklaşımlara rağmen yaşamının sonuna kadar bunun için çaba harcadı. Savaşım verdi demek istemiyorum, onun yaşam felsefesinde “savaş” olgusuna yer yok çünkü. Saylan’ ın tavrı barıştan yana oldu hep. Onun, olan biteni sorgulama, yolunda gitmeyen şeyleri tespit edip çözüme odaklanma ve yaşamı daha yaşanır kılma eğilimini, demokrasi bilincini içselleştirememiş eğitimsiz kişiler hazmedemedi. O yüzden karalama kampanyalarının, iftiraların hedefi oldu kimi zaman. Herşeye rağmen sevecen, mütevazi, geleceğe umutla bakan yapıcı bir insan olarak kendini korudu Türkan Saylan.        

Türkan Saylan’ ın yapıcılığının sırrı, gücü nerede yatıyor? Nasıl bir yaşam felsefesi? Nasıl bir enerji? Bu enerjiyi nereden alıyor? Yazar Zehra İpşiroğlu’ nun Türkan Saylan’ la söyleşilerini içeren ve bir kaç ay önce ikinci baskısı çıkan  ‘Yapıcılığın Gücü’ (Doğan Yayın) Türkan Saylan’ ın yaşam felsefesinin izini süren bir kitap.

Zehra İpşiroğlu’ yla bu kitap sürecini, Türkan Saylan’ ın yapıcı yaşam çizgisini, ona karşı yürütülen karalama kampanyalarını ve Türkan Saylan’ ın son günlerinde yaşadığı Ergenekon dalgasını enine boyuna konuştuk. Kimi zaman gülümseyerek, kimi zaman hüzünlenerek, kimi zaman da iftiralara, suçlamalara öfkelenerek...

N.K.: Türkan Saylan’ ın yaşam felsefesini, yaşama bakışını anlatan “Yapıcılığın Gücü„ kitabını hazırlama düşüncesi nasıl gelişti? Önsözde bu söyleşiler sırasında Türkan Saylan’ dan belki de çok önemli birşeyi, yaşamın sırrını öğrendiğinizi ve yapıcılık yolunda ondan çok şey aldığınızı ve hayata geçirdiğinizi söylüyorsunuz. Nasıl bir süreçti bu?

Z.İ.: 20 yıldır birlikte çalışıyoruz Türkan Saylan’ la. Çağdaş eğitim anlayışını, öğrenci odaklı yaratıcılık felsefesinin temellerini birlikte attık. Türkiye’ deki otoriter ve ezberci bir sisteme karşı neler yapılabilir? Bu konular üzerine düşünce alışverişinde bulunuyorduk sürekli. Jale Baysal, Nazan İpşiroğlu ve Şeyda Ozil’le birlikte yayına hazırladığımız „Yaratıcı Toplum Yolunda Çağdaş Eğitim”  yol gösterici bir ilkti ve inanılmaz bir ilgiyle karşılanmıştı, bunu çağdaş eğitim ve öğretimin çeşitli alanlarını kaplayan  nice yayın izledi ama T.Saylan özellikle  bu ilk  kitabın güncelleştirilerek yeniden yayınlanmasını çok istiyordu. Bu süreçte onu çok daha yakından tanıma olanağı buldum. Ben yaşamımda onun kadar yapıcı bir insan görmedim. Bir kere insanlara inanılmaz bir enerji ve motivasyon veriyor. Onunla konuşan, kendini hiç bir zaman geri plana itilmiş  duygusuna kapılmıyor, tersine karşısındakini öyle bir yüreklendiriyor ki, “ben de yapabilirim, ben de katılayım”, duygusunu uyandırıyor. Bu noktada Türkan Saylan’ la aynı düzlemde buluştuğumuzu düşünüyorum. Mesleğim ve çalışma alanım gereği tabi ki benim ulaşabildiğim insanlar çok  kısıtlı. Ama o dünyanın projesiyle yüzbinlere ulaşıyor. Ancak olumlu enerjinin, yaşama hiç eksilmeyen bir sevgi ve coşkuyla sarılma gücünün zaman zaman tıkandığı anlar oluyor, bunu yapıcılığı  içselleştirmiş olan herkes bilir. Türkan Saylan’ da beni  belki de en çok etkileyen bu tür tıkanma anlarını hiç yaşamaması. Yani olumsuz tepkileri, karşı çıkışları, engelleri önemsemiyor, belki de doğal karşılıyor. Olabilir, diyor, o da bütünün bir parçası, önemli olan ne istediğimi bilmem ve bu doğrultuda yolumu sürdürebilmem. Sonuçta olumsuz olanın kendisini etkilemesine izin vermiyor, böyle olunca polemiğe de hiç girmiyor. Yaşadığımız sürece yaşamda olumlu birşeyler yapma, çözüme odaklanma onun yaşam ilkesi. Türkan Saylan’ ın yapısında ve kişiliğinde hep  bunu görüyorum. Ona demiştim ki, Türkan Hanım ben de kendimi size çok yakın hissediyorum, ben de yapıcı bir insan sayılırım ama  gene de zaman zaman engellere takılıyorum, siz bunu nasıl başarıyorsunuz. Ben sizden bunun sırrını öğrenmek istiyorum. İşte böylece ‘Yapıcılığın Gücü’ kitabı ortaya çıktı. Kadın haklarından eğitim ve öğretim sorunlarına, Türkiye’deki aydın sorunundan Almanya’daki göçmenlerin sorunlarına değin çeşitli konuları gündeme getiren  çok katmanlı bir kitap oluştu. Ben Köln ve İstanbu’lda yaşıyorum. Buraya her geldiğimde buluşup söyleşilerimizi sürdürüyorduk. Bunları filme kaydettim. Yaklaşık altı ay süren ve bana inanılmaz bir keyif ve heyecan veren bir çalışmaydı. Bana bu çalışma çok şey kattı, okuyucuya da özellikle de yapıcılığın izini süren etkin okuyucuya da bir şeyler katmasını dilerdim.

N.K.: Türkan Saylan’ ın en büyük özelliklerinden biri de sanırım mütevaziliği ve doğallığı ve insanlara sevgi dolu yaklaşımı. Kendisini tanıdığımda ben de çok etkilenmiştim bu tarzından. Bu doneleri, sevginin erdem olduğunu  çocukluğunda aldığını söylüyor Türkan Saylan çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlattığı „At Kız“ kitabında. Bu alçakgönüllülük ve doğallık belli konuma gelmiş kişilerin bir çoğunda ne yazık ki göremediğimiz bir özellik. Siz bu farklılığı nasıl görüyorsunuz?

Z.İ.: Son derece alçak gönüllü ve o kadar da insana yakın biri.  Bütünüyle kompleksiz, rahat, doğal... Biliyorsunuz Türkiye’ de belirli konuma gelmiş insanlar kendilerini bir şey sanıp hemen ortaya çıkıverirler, nasıl bir doyumsuzluk içindedirler ki çevrelerinde neredeyse ulaşılamaz çok önemli insanlarmış gibi bir izlenim  yaratmaya çalışırlar, Türkan Saylan bütün insancıl duruşuyla bunun tam tersini savunuyordu, profesör ünvanını bile kullanmıyordu. Kısaca  hiç kimseye benzemeyen, hiç bir kalıba uymayan bütünüyle kendine özgü bir insan. Beşiktaş Belediyesi’ nin heykelini yapma konusu gündemdeydi, ölümünden kısa bir süre önce hastaneye onunla vedalaşmaya gittiğimde  buna çok canının sıkıldığını farkettim. Sonra arkadaşım, „hocam üzülmeyin biz ilgileniriz, zevksiz bir şey yapılmasına izin vermeyiz”, dedi. Türkan Saylan, „ama sizin buna sahip çıkmanız bile bizim bunu kabul ettiğimizi gösterir, oysa ben buna karşıyım”, diye yanıtladı. Çünkü mitler yaratılmasını istemiyordu. Türkiye’ de bir de bu var. Yani insanlar ya yerle bir edilir, iftiralarla çamurun içine atılır ya da böyle mitler yaratılır. Yani düşünsel düzlemde bir hesaplaşma ve değerlendirme nedense hiç yapılmaz. Bu insanın getirdiği olumlu şeyler ne?  Savaşımında tıkandığı noktalar olmadı mı hiç? Bunlar dikkate alınmaz.  Bitip tükenmek bilmeyen Mustafa Kemal tartışmaları da bunu göstermiyor mu? Ya Atatürk tam bir diktatördü,  tepeden inme gelen reformlar, Cumhuriyetin kurulması her şey ve her şey yanlıştı ya da tam tersine eleştiri ötesi  bir kahramandı, bir efsaneydi... Bu tür tartışmalar anlamsız bir polemik ortamı yaratmadan başka bir işe yaramaz gibi görünse de pek öyle değil, çünkü bir çok ideolojik grubun ekmeğine yağ sürüyor. Neyse bu da başka bir konu. Türkan Saylan’a dönecek olursak, insancıl  ve barışcıl kişiliğiyle sanırım bana çok yakın bir kaç kişinin dışında yaşamımda çok sevdiğim, değer verdiğim insanların başında geliyor.

N.K.: Belki yüzbinlerce, milyonlarca insanın gönlünü fethetti Türkan Saylan bu özellikleriyle. Ama ne yazık ki, iftira kampanyası da aldı başını gitti son yıllarda. Adının ve ÇYDD’ nin Ergenekon meselesine karışması da doruk noktası oldu. Bu olaylar sizi nasıl etkiledi?  

 

Z.İ.: Ergenekon sürecinde görüyoruz ki demokrasiyle bağdaşmayacak işler yapılıyor. Türkan Saylan gibi bu kadar idealist ve yaşamını topluma adamış ve bunu da kanıtlamış bir insana yapılabilecek en büyük bir haksızlık. Sağlık alanında, cüzzam alanında verdiği emekler, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ ni kurması, binlerce çocuğa burslarla eğitim olanağı sağlaması ve daha bir dizi çalışma. Yani böyle birinin ve böyle bir derneğin bu saldırılara maruz kalması olacak şey değil. ÇYDD çok ortada bir dernek, eğitime gönül vermiş ve demokratik duruşu var, kesinlikle köktendinciliğe karşı ve laikliği savunuyor. İnsan haklarından yana ve dinsel değerlerin, insan haklarının, çocuk haklarının, kadın haklarının önüne geçmesine izin vermiyor. Ama aynı zamanda milliyetçiliğe ve darbeye de karşı bir duruşu var. Şimdi bütün bunlar çok açık ve ortadayken ve Türkan Saylan’ ın kişiliği de açık ve ortadayken, bu  tür bir bir yaklaşım ve üstelik ağır hastayken evinde 7 saatlik arama yapılması olacak şey değil. Nasıl etkilendiğimi anlatamam. Sarsıldım ve inanamadım. Bu, insan haklarına aykırı bir davranış.

O günlerde Genco Erkal Aydın Doğan ödülünü almıştı. Ödülü eğitime destek veren bir yere hediye etmek istiyordu. Bu nedenle de Çağdaş Yaşamı düşünüyordu. Türkan Saylan’ ın da ağırlaştığını anlatmıştım kendisine. Sonra  aklıma birşey geldi, “en iyisi Türkan Saylan’ ı arayıp kendin konuş,” dedim. O günlerde de ağırlaştığı için pek kimse rahatsız etmiyordu onu. Telefonla konuştuklarında hemen karar vermiş Genco Erkal ödülü ÇYDD’ ye vermeye. Türkan Hanım tabii inanılmayacak kadar çok sevinmiş. Düşünebiliyor musunuz, son günlerini yaşayan bir insan, hala olumlu bir şeyler yapma, yapıcı olma duygusu ve heyecanı içinde.  Aydın Doğan ödül töreninde Türkan Saylan da orada olacaktı. Ama o günün sabahı Ergenekon olayı oldu. Ondan sonra ödül törenine değil, hastahaneye gitti, ne yazık ki.  

Türkan Saylan son yıllarda tehdit telefonları, tehdit mektupları aldığını söylüyordu, ama önemsemiyordu o kadar. Epeydir sürüyordu bu sanırım. Ben de kendisi çok ciddiye almadığı için o kadar fazla üzerinde durmamıştım. Belki o kadar üzerinde durmayışımın bir nedeni de enerjimizi yapıcılıkta odaklaştırmamız gerektiğine de dünya görüşü olarak inanan biri olduğumdan, yıkıcı güçlerden, yani saldırıdan, yalandan, iftiradan, pislikten  olabildiğince uzak durmaya çalışmam.  Ama bu olaylardan sonra İnternet’ te yoğun bir araştırma yaptım. Türkan Saylan üzerine yazılan yazıları, videoları inceledim. Akla hayale gelmeyecek itiraflar. Yani inanılmaz birşey. Okudukça şaşırdım, insanların nereden neler akıllarına geliyor,  inanılmaz bir şey. Ne suçlamalar... PKK yanlısıymış, Kürt çocuklarına burs bulduğu için. Yurtdışından aldığı burs destekleri için bir sürü saçma yorumlar. Ya da ne bileyim Hıristiyan misyoneriymiş, annesi İsviçreli olduğu için.

Kendisi türbana karşıydı, sonunda türban giymek zorunda kaldı, dediler. Biliyorsunuz kanser hastası olduğu için kemoterapi tedavisi görüyordu. Yani ne kadar iğrenç, ne kadar ayıp birşey! Bu, ne dinle bağdaşabilir, ne de inançla. Onların söylediklerini bir yerlere oturtmaya çalışıyorum. Çünkü sadece cehalet olduğuna ben inanmıyorum. Bunun ardında ne tür bir ideoloji olabilir? Aşırı milliyetçi bir bakış mı, köktendinci bir bakış mı? Bildiğim bir şey varsa çok çirkin, çok yıkıcı bir iftira kampanyası aldı başını gidiyor. Akla hayale gelmeyecek asılsız haberler, kurgulamalar, senaryolar ve iftiralar, özellikle de Samanyolu’ nda. Ama şimdi farkediyorum ki bütün bu yalan kampanyası sadece Türkan Saylan’ı hedef almıyor. Türkiye’de kadın haklarından, insan haklarından yana olan herkese yönelik. Örneğin  Van ‘da kadınların sorunlarına sahip çıkan ve bu yolda inanılmaz işler başaran kürt kökenli Zozan Özgökçe’ye de aynı karalama kampanyası yapılıyor. Türkan Saylan’a atılan iftiraların benzeri, örneğin Hıristiyan misyonerliği suçlaması  ona da yapılıyor. Bu da şunu gösteriyor ki  farklı dünya görüşlerinde olan ama insan haklarına, kadın haklarına sahip çıkan insanların arasında daha yoğun bir diyaloğun olması gerekiyor. İdeolojiler ve söylemler değil,  kadın hakları bağlamında yapılan etkinlikler önem kazanmalı. Soruna bu açıdan baktığımda ÇYDD’nin diğer kadın dernekleriyle daha yoğun bir dayanışma içinde olması gerektiğini düşünüyorum.  Önemli olan bütün bu yapıcı  insanların ve güçlerin bir araya gelmesi, yoğun bir diyalog ve dayanışma içinde olmaları.

N.K.: Batıda, özellikle de sizin senenin büyük bölümünü geçirdiğiniz Almanya’ da bu gelişmeler ne kadar izleniyor? Alman basınının tavrı konusunda neler düşünüyorsunuz?

 

Z.İ.: Yurtdışında Türkiye’ deki değişimler pek bilinmiyor ya da görmezden geliniyor. Türkan Saylan’ la ilgili olaylar olduğunda eşimle birlikte basın bildirisi hazırladık hemen ve bütün medya organlarına gönderdik. Hiçbiri gerçek anlamda ilgilenmedi. Basın bildirisi Evrensel Avrupa’ da, Türkan Saylan’ ın portresi de Türk Alman Kültür Forum’ unda yayınlandı sadece. Almanya’ daki yayın organlarının bir karşı duruşu var. Ama ben deseydim ki, töre cinayetleri üzerine bir program yapıyorum, Türkiye’ deki geri kalmışlığı göstereceğim ya da Feytullah okullarıyla ilgili bir çalışma yapıyorum.  İşte o zaman herkes ilgilenirdi.

Neden batıda böyle bir yaklaşım var? Almanya’ da İslami kuruluşlarla ya da Feytullahçılarla daha olumlu bir diyalog sözkonusu, hani ılımlı İslam diyorlar. Oysa buna karşı bir duruşu var ÇYDD’ nın. Türkan Hanım’ ın da buna karşı bir duruşu var. Açık açık da söylüyor. Ben türbana karşıyım, diyor. Çocukların küçük yaşta başörtüye zorlanmalarına karşıyım, diyor. Bu şekildeki bir din anlayışına da karşıyım, diyor. Bu bir çok kimsenin hoşuna gitmiyor. Başka ideolojik duruşlar da sözkonusu.   Örneğin çok kültürlüğü savunan bir kesim var, onlar herkes kendi yağında kavrulsun, birbirimizi anlamamız gerekmiyor, ama birbirimizle geçinebiliriz gibi bir söylemi benimsemişler, ki bunun ne kadar yanlış olduğu son yıllarda ortaya çıktı. Ya da Hıristiyan partisi çizgisinde olup da İslama daha olumlu bakanlar var, din paydasında buluştukları için. Sonuçta ben şunun ayırdına vardım ki Almanya gibi demokratik bir toplumda da sansür uygulanıyor.

N.K.: Konuşma boyunca dikkatimi çeken Türkan Saylan’ dan söz ederken hep şimdiki zamanı kullanmanız. Adeta yaşıyormuş, aramızdaymış gibi. Bu beni hem duygulandırdı, çünkü biliyorum ki artık aramızda değil, hem de sevindirdi, unutulmayacağı mesajını verdiği için.  

Z.İ.: Türkan Saylan yaşamımıza öyle çok şey kattı ki! Bilinçaltı belki de. Ama son aylarda ağırlaştığını izlemek benim için çok üzücüydü. 8 Mart’ da karşılaştığımızda Türkan Saylan’ ı iyice zayıflamış ve hasta gördüm. Nasıl üzüldüm anlatamam ve o günden bu yana bir gün geçmedi ki Türkan Saylan’ ı düşünmeyeyim. Kendisini telefonla aradım evinde ziyaret ettim. Nisan sonunda hastahaneye ziyaretine gittiğimde ilk o kadar iyi değildi, sonra sonra açıldı. Son haftalarda yemekten kesildiğini, dondurma, bıldırcın yumurtası verdiklerini falan anlattı. Türkan Hanım’ ı biliyorsunuz, renklere bayılıyordu, kendisi de renk renk giyiniyordu. Ben de yanıma bu mavi şalı almıştım. Ve bu şalı görünce, benim en sevdiğim renk dedi ve az önce gördüm dediği rüyasını anlattı. Rüyamda bu renkte bir ceket görüyorum ve satın almayı düşünüyorum, tekerlekli sandalyedeyim ve ceketi getiriyorlar, ama çok dar geliyor, bu bana uymuyor diye düşünürken köpeğim boylu boyunca yatmış, ay ne oldu öldü mü diye düşünüyorum, derken uyandım, dedi. Tabi bu çok hüzünlü birşey. Bir yerde ölümü anlatıyor. Rüyasında son zamanlarda kanserden ölen kardeşlerini de gördüğünü söyledi. Ama öyle  rahat ve doğaldı ki  her zamanki gibi. Sonra birşey oldu. Söylemek istedim, söyleyemedim, içimde kaldı. Son haftalardaki telefon konuşmalarından birinde yeni bir projeye başladığını anlatmıştı. Gençlere mektuplar projesi. Mektup şeklinde düşündüklerimi gençlere aktarmak istiyorum, dedi. ÇYDD nin son yıllarda çıkardığı  ‘Gençler İçin’ kitabımızın bir bölümünde ben de gençlere mektuplar yazmıştım. Çok heyecanlandım, Türkan Hanım ben de bu buna benzer bir şeyi denedim, ne güzel şimdi siz de aynı şeyin üzerinde duruyorsunuz, dedim. Hatta ilk yazdığı mektubu da gazetede yayınlamışlar. Hastahaneye gittiğimde de Türkan Hanım ben o projeyi devam ettireceğim, merak etmeyin demek istedim ama  ağlarım diye korktum, diyemedim..   

N.K.: Onun artık aramızda olmaması çok üzücü. Son günlerindeki tavırlarında bile, örneğin ağır hastayken Ergenekon meselesini birebir yaşamak zorunda bırakılmasındaki duruşunda ve aramızdan ayrılışında bile yapıcılığın izleri yok mu?

Z.İ.:Türkan Saylan’ ın ağır hastayken bile topluma birşeyler vermeye devam etmesi, kendisini bir an bile bırakmaması, örneğin Genco Erkal’ ın Aydın Doğan ödülünü derneğe hediye etmesine son derece sevinmesi, evinin saatlerce arandığı gün hastahaneden topluma mektup yazması ne kadar azimli, ne kadar yaşama bağlı, ne kadar yapıcı bir insan olduğunun somut göstergeleri. Yüzbinlerce insan meydanları doldurdu cenazesinde. Derneğe para yağmaya başladı bu yaşananlardan sonra. Yüzbinlerin, milyonların hayranlığını kazandı ve onlara ulaştı. Harekete geçirdi insanları.  Yapıcılığın gücü öyle birşey.

 


Versiyon 21.03.2011 saat onda 08:13:54