Bu yazı Zehra İpşiroğlu tarafından yazılmış ve 13 Ocak 2026 tarihinde tiyatroyla-ilgili-her-sey‘de yayımlanmıştır. Bu yazıyı kaynağında okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Tiyatroda ve Dizilerde Narsizm
1. Kolektif Narsizm
Narsizm kolektif bir hastalık olarak günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Sosyal medya özçekim kültürüyle bunu daha da tetikliyor. Herkes kendini olduğundan daha iyi, daha güzel, daha mükemmel göstermeye çalışıyor. Görünür olmak ve beğenilmek duygusu bir hırsa, hırs bir tutkuya, tutku hastalığa dönüşüyor. İnsanlar birbirleriyle sürekli bir rekabet içindeler. Narsist kişiliğin en önemli özellikleri dünyanın sadece kendi çevresinde döndüğünü sanma, diğer insanları küçümseme ve manipüle etme, kontrolü her zaman elinde tutma, kendini başkasının yerine koyma yani empati duygusundan yoksun olma ve eleştiriye tahammülsüzlük olarak özetlenebilir. Yapılan araştırmalara göre narsizm daha çok güç ve iktidar peşinde olan erkeklerde yaygın. Çünkü güç, rekabet, iktidar, kendini dev aynasında görme ataerkil dünyanın yapı taşları. Peki kadınlarda hiç yok mu? Bence var, onlarınki obje narsizmi; tek amaçları benim Hayal Satıcısı oyunumda dalga geçtiğim kadınlar gibi kendilerini erkekler dünyasında çok güzel ve değerli bir obje olarak sunmak ve kabul görmek. Bu nedenle diyetler yapılıyor, güzellik enstitülerine gidiliyor, estetik ameliyatları gündemden hiç çıkmıyor. Kadınların narsizmi erkeklerinki gibi baskın ve saldırgan değil, çok daha gizli ve geri planda.
Kazananlar ve Kaybedenler dünyasında narsizm çok temel bir özellik taşıyor, ya kendine inanacak ve güvenecek ve bu doğrultuda hiçbir etik sınırlandırma tanımadan adım adım yükseleceksin ya da baştan kaybedenlerden olmayı kabul edeceksin. O zaman da narsist olmamanın bedelini kaybetmeyle ödeyeceksin.

Tiyatroda Narsizm
Tiyatroda Zuhal Güven’in sahnelediği ve oynadığı (ama henüz göremediğim) Bir Narsistin Anatomisi’nde, Tiyatro Eksi16’da Olcay Yusufoğlu’nun oynadığı Prima Facie’de de narsist bir dünyanın izlerini görüyoruz. Prima Facie’de ceza avukatı Tessa başarma doğrultusunda en küçük bir sınır bile tanımaz. Söz gelimi ceza avukatı olarak tecavüze uğramış bir tanığın ifadesini büyük bir başarıyla çürütürken erkek egemen hukuk sistemini sorgulamak aklının ucundan bile geçmez. Onun için tek önemli olgu başarmak ve kazanmaktır. Öylesine acımasız bir yarışın içindedir ki duyguları körelmiş, empati yetisi silinmiş, sorgulama ve eleştirme yetisi ise yok olmuştur. Başkalarının acılarına karşı bütünüyle körleşmiştir. Ancak kendi yaşadığı bir deneyim sonucu bir dönüşüm geçirir ve narsist kişiliğinden gereksiz bir giysi gibi kurtulur. Bir umut mu? Hayır çünkü insanları bir çırpıda ezip geçen kazananların narsist dünyasında en küçük bir değişiklik bile olmaz.
Narsizm özellikle politikada büyük felaketlere yolnaçar. Genco Erkal son oyunu İmparator’da Etiyopya İmparatoru Haile Selasiye’nin neredeyse yarım yüz yıl süren saltanatını, kara mizah bir oyun olarak canlandırır. Geçmişe baktığımızda da bu alanda oyunlar görebiliyoruz. Söz gelimi Nazım Hikmet’in İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? oyununda kendisini dev aynasında gören bir diktatörün yükselişi absürt bir tiyatro oyunu olarak anlatılır. Sıradan, naif ve dürüst bir insan olan Petrof’un yükselişi ve dönüşümü kurbağa gibi şişerek kendisini dev aynasında görmesi hem şaşırtıcı hem de bugünün açısından baktığımızda çok tanıdıktır. Çünkü Trump ve Putin gibi yöneticilerin belki de en temel özellikleri narsist kişilikleridir. Narsist kişilik bozukluğu, kolektif narsizm, gizli narsizm, narsizm ve cinsiyetçilik, narsizm ve politika gibi konuları ele alan yabancı ve yerli tiyatro oyunları var mı, sanırım bu alanda bir araştırma ilginç olabilirdi, çünkü bu, bugüne özgü çok önemli bir konu.

2. Dizilerde Narsizm
Son zamanlarda büyük rağbet gören Kral Kaybederse dizisinde liberal görünüşlü karizmatik bir iş adamı dilediğince yaşarken özgürlüğüne hiçbir sınır koymaz. Karısını onun en sevdiği arkadaşıyla aldatır, sonra onu terk edip arkadaşıyla evlenir, sonra evlendiği kadını terk edip yine eski karısına döner. Terk ettiği yeni karısının sinir krizi geçirip akıl hastahanesine düşmesini umursamaz, bu arada başka kadınlarla da kırıştırır. Zaten bütün narsistlerde olduğu gibi kendini başkasının yerine koyma, empati duygusu sıfırdır. Tek hedefi dilediğince yaşarken kontrolün bütünüyle onun elinde olmasıdır, bu açıdan da insanları sürekli manipüle eder. Bu, iş hayatında da farklı değildir. Kral kendi kafasına göre yaşar ve kendi kontrolü dışında hiçbir şeye izin vermezken, çevresinde fır dönen kadınlar sadece erkek odaklı yaşarlar. Bu kadınların yaşamında erkekten başka bir şey yok gibidir. Bu nedenle de birbirleriyle sürekli rekabet hâlindedirler. Böylece erkeğin aktif ve atılgan narsizmi ile kadının erkek odaklı pasif narsizmi birbiriyle bütünleşir. Toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda bu insanlar cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumun ürettiği kuklaları andırıyorlar.
Aslında kadın kendini erkekle eşit görse ve kendi yaşamını erkekten bağımsız olarak sürdürebilse Kral’ların soyu da tükenecek..
Gizli Narsizm
Son zamanlarda yapılan dizilerde kadına şiddet uygulayan erkek tipinin, kentsoylu bir kökenden geliyorsa hiç de maço değil, tam tersine aydınlık fikirli, açık görüşlü, liberal ve karizmatik olması dikkati çekiyor. Söz gelimi kadının özgürleşmesi izleğini ele alan Bahar dizisinde Bahar’ın eski kocası ünlü bir doktor, psikolojik olarak Bahar’a her tür şiddeti uygular, ama görünüşte tıpkı Kral tipi gibi son derece liberal, sevecen biridir. Aldatma dizisindeki mimar karakteri de benzer bir narsizmi sergiliyordu. Dizilerde bu tür erkeklerin psikolojik şiddet ve manipülasyon teknikleriyle nasıl hedefe ulaştığı gösteriliyor.
Dizilerde bu konuya yer verilmesinin önemli bir gelişim olduğunu düşünüyorum. Ne var ki dizilerin amacı olabildiğince çok izleyiciye ulaşmak olduğundan tiyatronun tersine eleştirel bakıştan kaçınıyor, eleştiriyi daha çok alımlayana bırakıyor. Bu açıdan izleyicinin de kendini olayların akışına kaptırarak Kral vb. karakterlerle özdeşleşmesi, dahası onları örnek model olarak görmesi kolaylaşıyor. Bu da dizilerin var olanı yeniden üreten tehlikeli yanını oluşturuyor. Özellikle Kral Kaybederse dizisini mercek altına alan bir soruşturma, izleyicinin bu alandaki yaklaşımını gözler önüne serebilirdi.
Öte yandan narsizmi sadece psikolojik nedenlerle açıklamakla yetinirsek, narsizm olgusunun toplumun her alanında, politik sistemde nasıl yaygınlaştığıyla yüzleşmezsek önemli bir noktayı gözden kaçırma tehlikesi olduğunu düşünüyorum. Psikolojide bu olgu narsist kişilik bozukluğu olarak tanımlıyor. Ama psikolojik yaklaşımda bunun toplumun her alanında nasıl kök saldığı ve yaygınlaştığıyla yüzleşilmiyor. Oysa psikolojik olanla politik olanı birbiriyle harmanlayan bir yüzleşme bakışımızı çok değiştirebilir ve bu konuya yeni bir boyut getirebilirdi.



